...küçük çocukların ve olgunlaşmamış gençlerin, yetişkinleri taklit ederken, genellikle onların kötü yönlerini ve kusurlu taraflarını almaları ve örneğin tütün ve içkiye başlamaları, kalın sesle ve kaba sözlerle konuşmaları gibi, henüz kültürü yeni olan ve uygarlığı gelişmemiş olan uluslar da İngiliz hayatının gülünç ve hatta zararlı taraflarını almaya başladılar.
Gençlik, kendini İngiliz sporlarına ve bunların en kabası olan futbola kaptırdı. Öğrenimlerini henüz bitirmemiş Avrupa gençleri arasında, futbol sanki bir din oldu. Bütün ülkelerden binlerce zengin çocuk, bunu bir ibadet şekline soktu. Bundan zevk alanlar futbolu bir bilim, bir sanat hâline getirdiler. Sokaktaki halkı heyecanlandırmakla geçinen, kafaları boş ve bilgisiz bazı gazeteciler, gençliğin bu düşkünlüğünü yakalayarak onu kullanmaya başladılar, futbol için sütunlar açarak, sığır bacağı gibi güçlü bacakların meziyetlerinden uzun uzun bahsetmeye başladılar.
Şehirlilerin havası bozuk evlerde genellikle oturarak geçirdikleri hayat bedeni çürütür, etleri gevşetir, kanı zehirler, insanları miskin yapar. Buna bir de uzun süren ve canlı öğretim yerine skolâstik yöntemler uygulanan okul hayatını ekleyin. Bu süre içerisinde çocukların kafasına, yıllar, isimler, ölçüler ve ölü kurallar doldurulur.
Aydın olmak, modaya uygun elbise ve şapka giymek, kolalı gömlek taşımak değildir. Aydın zümre, ulusun baş ve başındaki beyni sayılır. Ulus sizi iyi bir eğitim aldıktan sonra iyi bir aylık alın, akşamları kahvehanelerde iskambil veya domino masasının başına geçip eğlenin diye okutmamıştır. Böyle yapanlar gerçek aydınlar değillerdir. Onlar, aydınların küflenmişleridir. Okumuşların hepsi, ulusal zekâyı açmaya, ulusal vicdanı uyandırmaya, ulusal iradeyi güçlendirmeye zorunludur.
Bir ulus nasılsa, yöneticileri de onun gibidir. İşte bundan dolayıdır ki eskiden beri "Her ulus layık olduğu yönetime ve yöneticilere sahip olur." denilmiştir.