Bır oda ya bir odacik... Bize ait bir oda bile yok bu dünya uzerinde, biz dediğim kadınlar ... Bize neyi layık görmüşler ki odayı layık görsünler... Neyse ki günümüzde birazcikta olsa değişiklikler var. Ama bize verilenler mutlak geri alınmak üzere verilen türden... Jane
Austen tüm eserlerini bütün ailesiyle beraber yaşarken yazmış, yani ayrı kafa dinleyecek bir odası olmadan, onca eseri kavga gürültü, yemek yenen, misafir agirlanan, giren çıkan belli olmayan bı ortamda, bana lise dönemlerimi hatırlattı. Tüm aile oturma odasında bir sobanın başında TV açık sohbet muhabbet ederken ben bı köşede ipek ongun okurdum, herkes kendi halindeydi ben kendi alemimde. Belki de zorlukları asma gücüm bugünüme beni taşıdı. Belki de kendime ait bir odaya kavuşma hevesim o gün beni o kitaplara itti. Neyse her kitap ayrı bı anı. Virginia dan okuduğum ilk çalışma bu, kadın yazarlara ve önlerine serilen dikenlere iyi değinilmiş, ben okudum, okundu yani, tavsiye ederim...
Çok faydalı bir okuma oldu, buradaki olumsuz bir yorumu iyiki dikkate almadım ve kitabı sipariş verdim. Geçmiş bizi boşuna olumsuz etkilemesin bunu gördüm, belki bilmediğimiz aile sırları bizi etkiliyor, bilmeden bilinçaltı zehirlenmesi yükleniyor da olabilir bizlere ama bunu fark edebilirsiniz. Bunlardan kurtulabiliriz de. Bol altı cizilmelik cümleler biriktirdim, epey güzel tespitler vardi bence. Okuyun ve ailenizi gözünüzde canlandırın, yerine yerleştirin kişileri, ailenize uzaktan bakmaya çalışın, hangi akrabanizin yansıması olabilirsiniz diye bir düşünün... Farkında olmadan hangi akrabanizin kaderini tekrar ediyorsunuz, onu bulun ve red dedin. Keyifli okumalar...