Kim bilir kaç kere zihnimiz dertli ve acılı ıstırabımızın sebebini bilmeden yatağa girmiş, sabah uyandığımızda belki de karanlıkta zihinsel faaliyetin ürünü olan yepyeni bir yöneliş, bir sarahat bulmuşuzdur. öyle sabahlarda vardır ki, kanımız coşkunlukla kaynar, karnımız, göğsümüz sevinçle germeger, kıpır kıpırdır, oysa düşüncemiz de bunun hiç bir sebebi yoktur.
Zayıf, hasta ve kavgacı olduğumuz doğru, fakat sırf bundan ibaret olsaydık, binlerce yıl önce yeryüzünden silinmiş olurduk.
İnsanın dünyadaki varlığından geriye kalan tek iz, birkaç fosilleşmiş çene kemiği parçası, kireçtaşı tabakalarının içinde tek tük kırık dişler olurdu.
Bir çocuğun en büyük korkusu sevilmemek, en çok korktuğu cehennem reddedilmektir. Bana kalırsa dünyada herkes reddedilme hissini az veya çok yaşamıştır. Reddediliş öfke doğurur; öfkenin sonucu reddedilişin intikamı olan suçtur; suçtan da suçluluk kaynaklanır- işte insanoğlunun öyküsü. Bence reddediliş çıkarılıp atılabilse insanoğlu farklı olurdu. Belki delilerin sayısı daha az olurdu. içten içe eminim ki çok sayıda hapishane olmazdı. Her şeyin başı, başlangıcı o.
İhtiyacı olan sevgi kendisinden esirgenen bir çocuk kediyi tekmeler, suçluluğunu gizler; bir başkası kendini parayla sevdirmek için hırsızlık yapar, bir üçüncüsü dünyayı fetheder ve her defasında suçluluk, intikam, yine suçluluk.
İnsanoğlu tek suçlu hayvandır.