Genel itibariyle azgelişmiş bir duygusal zekâdan söz edebiliriz. The New York Times'ta davranış ve beyin bilimi yazarlığı yapan Daniel Goleman, Duygusal Zekâ adlı çoksatar kitabında bu beceriyi "kişiyi motive edebilme ve hayal kırıklıkları karşısında azim gösterebilme; dürtüleri kontrol edebilme ve tatmini erteleyebilme; ruh hallerini düzenleyebilme ve sıkıntının düşünme yeteneğini bastırmasını engelleyebilme" olarak tanımlıyor. Bu cümledeki fiillerde "-ebilme" kısımlarını olumsuz eklerle değiştirirsek DEB'li kişiliğin kısa ve öz bir tanımını yapmış oluruz.
DEB'li birçok kişi, örneğin bir eşle çatışma sırasında olduğu gibi, bazı duygusal açıdan yüklü durumların ortasında üzerlerine garip bir uyuşukluk gelebileceğini fark eder. Aniden esnemeye başlarlar ve gözkapakları ağırlaşır. Partnerleri doğal olarak uyuşukluğun can sıkıntısı ve ilgi eksikliği belirtisi olduğuna inanır. Ya da duygusal olarak stresli DEB'li bir çocuk aniden ve gerçek ten "yorgun" olmaktan şikâyet edebilir ancak birkaç dakika sonra bu kaygının kaynağı, ki bu da kapasitesini aştığını düşündü ğü ev ödevi gibi bir şey olabilir, ortadan kaybolursa enerjisini geri kazanabilir. Ebeveyn, çocuğun numara yaptığı sonucuna varabilir. Gerçekte olan şey, doğru prefrontal korteksin duygular aşırı tehditkâr olduğu için beyin sapındaki retiküler oluşum olarak bilinen bir nöron ağını aşırı engellemesidir – burası uyarılma devresinin önemli bir parçasıdır.
Retiküler formasyon, kortikal hücreleri daha uyanık, gelen bilgilere daha duyarlı hale getiren kimyasalların salındığı kortekse aksonlar (sinir kabloları) gönderir. Korteks, buna karşılık olarak retiküler oluşuma aksonlar yansıtır ve uyuşuk birey veya yorgun çocukta olduğu gibi uyarılma işlevini engelleyebilir. Duygusal sıkıntı içinde olan kişi için, uykuya dalmak en azından geçici bir kaçışa izin verir - duymazdan gelme ile yakından bağlantılı bilinçsiz bir savunmadır bu. Bunu sadece duygusal çatışma sırasında değil, okuyucunun hatırlayacağı üzere, geçmiş yıllarda annemin bebekliğimde tuttuğu günceyi okumaya çalıştığımda da deneyimlemiştim.
DEB'li bütün yetişkinler böyle anlatması komik, yaşaması pek o kadar komik olmayan ve gecikme ve düzensizlikten dolayı sıkıntı yaşayanlar için ise her daim nahoşluğunu koruyan deneyimlerle bağlantı kurabilir. DEB'li zihin, zamanı adeta okuyamama gibi, Dr. Russell Barkley'nin “zaman körlüğü” adını verdiği bir durumun acısını çeker. Kişinin ya hiç zamanı yoktur, sağır bir yarasa gibi sağa sola çarparak ilerler ya da sanki kendisine sonsuzluk bahşedilmiş gibi bir rahatlıkla hareket eder. Zaman algısı yeterince gelişememiş, sanki diğer insanların küçüklüklerinde geride bıraktıkları bir evreyi hiç aşamamış gibidir.
Genel itibariyle azgelişmiş bir duygusal zekâdan söz edebiliriz. The New York Times'ta davranış ve beyin bilimi yazarlığı yapan Daniel Goleman, Duygusal Zekâ adlı çoksatar kitabında bu beceriyi "kişiyi motive edebilme ve hayal kırıklıkları karşısında azim gösterebilme; dürtüleri kontrol edebilme ve tatmini erteleyebilme; ruh hallerini düzenleyebilme ve sıkıntının düşünme yeteneğini bastırmasını engelleyebilme" olarak tanımlıyor. Bu cümledeki fiillerde "-ebilme" kısımlarını olumsuz eklerle değiştirirsek DEB'li kişiliğin kısa ve öz bir tanımını yapmış oluruz.