Bir zamanlar, sinir uçlarında gezdikçe, siyah eldivenli parmağı kirlenip dışkı kokan kıza ilk eroin iğnesini Stanley batırdı. Böylece ödeşmiş oldular. Böylece Derdâ, zevk ve acıyı, insanların birbirlerine sırayla verdiklerini öğrendi. Önce Derdâ Stanley'ye sonra Stanley Derdâ'ya, önce çocuklar ebeveynlerine sonra ebeveynler onlara, önce geçmiş geleceğe sonra gelecek geçmişe, önce doğa insana sonra insan... Önce ölüler hayattakilere sonra hayattakiler... Sırayla... Birbirlerine... Acı ve zevk verip... Sonsuza kadar... Mutlu... Dolce vita, amına koyayım!
Müslüman aşağılamak, İngiltere'de, kriketten daha popüler bir spor haline gelmişti. Herkes oynamak istiyordu. Üstelik kazananın boynuna, ilkellikle mücadele öncülük, bonus olarak da yurt severlik madalyası takılıyordu. Hem ırkçı hem ilerici! Kim böyle olmak istemezdi?
''Ulviye'yi biliyorsun, değil mi?'' diye sordu Rahime.
Başını salladı Derdâ.
''O da konuşuyormuş Allah'la, biliyor musun? Geçen gün söyledi. Yalancı orospu!''
Doğru söylüyordu. En azından doğru söylediğini düşünüyordu. Çünkü dünyanın en çabuk geçen, geçer geçmez de en hızla yakalanılan hastalığına sahipti : Umut.