Bu kitabı okurken bülbülün gözlerinin ardında o kutsal topraklarda uçuyor gibi hissediyorum. Neden bırakmak gelmiyor elimden? Neden bülbülün güle olan özlemini bende bu kadar derin hissediyorum?
Şermin Yaşar’ın anlatım gücüyle bu kitapta bir kez daha tanıştım ve oldukça etkilendim. Yazarın dili yalın, akıcı ve samimi; okuyucuyu yormadan, doğrudan içine alan bir anlatım kuruyor.
Söyleme Bilmesinler, gündelik hayatın içinden seçilmiş, hepimizin aşina olduğu duyguları ve durumları ele alıyor. Ancak bu tanıdıklık, kitabın etkisini azaltmak yerine daha da derinleştiriyor. Okur, çoğu zaman kendini hikâyelerin bir parçası gibi hissediyor.
Eser boyunca “Dağ dağa küsmüş, dağın haberi yok” atasözü zihnimde sıkça yankılandı. Kitap, varsayımlar üzerine kurulan yanlış anlamaları ve iletişimsizliğin insan ilişkilerinde nasıl mesafeler yarattığını sade ama etkileyici bir şekilde ortaya koyuyor.
Karmaşık kurgulara ihtiyaç duymadan, duyguyu doğrudan aktaran bu eser; iletişimin, empati kurmanın ve açık olmanın önemini hatırlatan, okunmaya değer bir kitap.
Türk edebiyatının ilk romanı olmasıyla özel bir yere sahip olan Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat, sade diliyle okuru yormadan derin bir duygu dünyasına davet ediyor. 1872 yılında gazetede tefrika hâlinde yayımlanan eser, beni dönemin İstanbul’una, özellikle Çemberlitaş sokaklarına götürdü.
“Taaşşuk”, yani aşk; bu romanda yalnızca bir duygu değil, dönemin şartlarıyla bocalayan, sınanan bir hâl olarak karşımıza çıkıyor. Okurken aşkın ne kadar zor, ne kadar kırılgan olduğunu hissettim. Eserde en çok etkilendiğim cümle ise şuydu:
“El-Mürasele nısfü’l-muvasala.”
Mektuplaşmak kavuşmanın yarısıdır…
Bu cümle, hem ayrılığın hüznünü hem de umudu çok zarif bir şekilde anlatıyor.