Sevgilisine mezar alabilmek için böbreğini satıp kısa süre sonra ölen bir genç…
Evladını okutabilmek, geçinebilmek için gece vardiyasından döndükten sonra, dinlenmek amacıyla yıkım kararı verilen evlerin içinde uyuyup can veren bir çift…
Ömrünü sokakta bulduğu bebeğe adayan; bir gün, bir hata ile onu terk etmek maksadıyla taşın üstüne bıraktığı evladını anlayabilmek, hissedebilmek için yine o taşın bulunduğu yere gidip orada hayatını kaybeden bir baba… Gerçek bir baba.
Babasını sokak sokak ararken, karnını doyurmak için girdiği lokantada; çok sevdiği eski eşinin gazetede yer alan ölüm haberini okuyup zehirlenerek yaşamına veda eden bir adam…
Ölüm; her zaman, her yerde ve bizimle.
Yedi güne sığdırılan, işte o ömür…
Ve… ölümün; acı, tatlı, gerçek ve ütopik haliyle anlatıldığı o dokunaklı eser.