“Gün iyiden iyiye ışıdı artık,
Tortusu dibe çöken bir su gibi duruldu, berraklaştı ortalık,
Sevgilim, sanki seninle yüz yüze geldim birdenbire:
Aydınlık, alabildiğine aydınlık…”
“Kim bilir belki bu kadar sevmezdik birbirimizi
uzaktan seyredemeseydik ruhunu birbirimizin.
Kim bilir felek ayırmasaydı bizi birbirimizden
belki bu kadar yakın olmazdık birbirimize...”
“İstanbul’da, Tevkifane avlusunda,
Güneşli bir kış günü, yağmurdan sonra,
Bulutlar, kırmızı kiremitler, duvarlar ve benim yüzüm
Yerde, su birikintilerinde kımıldanırken,
Ben, nefsimin ne kadar cesur, ne kadar alçak,
Ne kadar kuvvetli, ne kadar zayıf şeyi varsa
Hepsini taşıyarak:
Dünyayı, memleketimi ve seni düşündüm…”
“Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,
Akar suyun,
Meyve çağında ağacın,
Serpilip gelişen hayatın düşmanı.
Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına:
Çürüyen diş, dökülen et,
Bir daha geri dönmemek üzere yıkılıp gidecekler.
Ve elbette ki, sevgilim, elbet,
Dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,
Dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle: işçi tulumuyla
Bu güzelim memlekette hürriyet…”