Sen sevgiline ne verebilirsin sanki?
Kalbini mi?
Pekâlâ, ikincisine? Gene mi o?
Üçüncü ve dördüncüye de mi o?
Atma be adaşım, kaç tane kalbin var senin?
Hele Çirkince… Hele bu yedi, sekiz yüz hanelik dağ köyü… Daha uzaktan, çamların ve zeytinliklerin arkasından, hafif çivitli beyaz evlerinin camları parıldayan, meydanlarını iri çınarların gölgelediği küçük Rum kasabası… Bu kadar güzel bir yere nasıl olup da -Çirkince- adını verdiklerine çocukluğumdan beri şaşar dururdum.