Ey delikanlı, sana gelip çatana bir musibet, bir felaket deme. Belki de sana felaket gibi görünen bir mutluluk yıldızıdır. Sen ıstırabı hayatın aslı değil de cüzü sayarsan, ıstırabı zararlı görürsen, gözünü asıl olana diker, onu bekler durursun. Hâlbuki bekleyiş, tad bakımından zehirdir. Ateşten daha şiddetlidir; yakar, yandırır. Bu yüzden sen daima her an ölür durursun. Yanar, yakılırsın. Fakat sen, ızdırabın bir alın yazısı olarak geldiğini ve hayatın aslı olduğunu kabul eder de onu sevgiyle kucaklarsan, hem bekleyiş ateşinden kurtulursun hem de huzura kavuşursun.
Ey benim halıkım, yaratıcım, sen beni belanın şerrinden muhafaza et. Fakat onun yüzünden gelecek lütuftan, ihsandan da beni mahrum etme. Rabbim, gördüğüm, uğradığım belalara karşı lütfette, şükredeyim. Geçip gidince de neden şükretmedim diye hasret çekmeyeyim. O ekşi yüzlü, asık suratlı derdi hoş tut. O ekşiliği şeker gibi tatlı say. Bulutun da görünüşte yüzü ekşidir ama çorak yerleri yok eder. Oraları gül bahçeleriyle süsler. Gam fikrini, kederi, üzüntüyü gelip geçici bir bulut gibi kabul et de o asık suratlıya karşı pek o kadar surat asma. Belki de elde etmek için koşup durduğun o gevher, yani manevi saadet, onun elindedir.
Benim canım efendim, sen düşünceyi, fikri bir adam farz et. Çünkü insan, düşünce ile insan sayılır, değerlenir, canlanır. Gam düşüncesi sevinç yolunu keserse üzülme; çünkü o gam senin için sevinç ve neşe hazırlamaktadır. Gönül, dalındaki sararmış kurumuş yaprakları ayırır, daldan yeni ve yeşil yapraklar bitmesine yardım eder. Ötelerden yeni bir zevk gelsin diye eski sevincin kökünü çeker, çıkarır. Kökünü kazır. Üstü yapraklarla, kurumuş dallarla örtülü yeni kökü bitirsin, çıkarsın diye gam, çürümüş, pörsümüş olan eski kökü söker, atar. Gam, gönlünden neyi döker, neyi sökerse, karşılık olarak gerçekten de daha iyisini getirir. Hele gamın gerçek inanç ehlinin kulu kölesi olduğunu idrak eden kişiye, gam daha fazla lutuflarda, ihsanlarda bulunur.
Her gün gönüle gelen düşünce, o gün sabah vakti eve gelen misafire benzer.
Gelen misafir ev sahibini rahatsız eder, huzursuzluk verir.
Ev sahibi olmanın şanı, misafirini gözetmek, ona ikramda bulunmak, onun nazını çekmek, onun sıkıntılarına katlanmaktır.
Ey genç, şu beden bir misafirhanedir.
Her sabah o eve koşa koşa yeni bir misafir gelir.
Sakın bu misafir bana yük olur, kalır deme.
Biraz kalır, sonra yine geldiği gibi gider.
Yokluğa karışır.
O görünmeyen cihandan, gayp aleminden gönlüne gelirse,
Onu bir misafir say.
Onu hoş tut, onu güler yüzle karşıla.