Birbirimizle temas ettiğimizde hem kendimizi hem de diğerini gestaltlarız. Temas, sabit bir nesnel gerçekliğin pasif algısı değildir; deneyimsel, fenomenal bir gerçekliğin yaratılmasıdır.
Terapide gerçekleşen şey, hem terapinin kendisi hem de terapiye gelen kişi veya kişiler tarafından yaratılır ve terapötik çalışma odadaki tüm bireylerin birlikte yaptığı çalışmadır.
“Kültürümüzde insanlara, başarılı olmak istiyorlarsa “öz güven” geliştirmeleri gerektiği söylenir; sanki bu görev sadece onlara aitmiş gibi. Bu bakış açısı, ilişkisel deneyimlerinin birleşik ve kesintisiz bütünlüğünü kırar ve odağı yalnızca bireyin üzerine yerleştirir.Oysa insanların “öz güven” geliştirdiklerinde aslında geliştirdikleri şey, başkalarının onlara ilgi duyma ve onlara karşılık verebilme kapasitesine duydukları güvendir bu da bireysel değil, ilişkisel olarak gerçekleşir.”
Egotizme, iyileştirilmesi gereken bir direnç olarak dikkat etmemiz, psikoterapistin rolünü tanımlar mı? Cevap “Evet”tir, çünkü biz danışanla olan ilişkimizle ilgileniyoruz ve tedavinin o ilişkide gerçekleştiğine inanıyoruz. Karşımızdaki veya kendimiz hakkında her şeyi bildiğimizi iddia etmeyiz; bunun yerine bilgimizi danışanla ilişkimizin arka planı olarak kullanırız.
Isadore From sık sık, egotizmin psikoterapistlerin hastalarına aktardığı hastalık olduğunu söylerdi, onlara kendileri hakkında her şeyi bilme kapasitesini verip, fakat hayata atılmak için gerekli güveni veremediklerinde.