“Terapi sırasında gerçekleşen değişim ne kadar kalıcıdır?… Bilmiyoruz…Psikoterapi uygulamasında yaratmak istediğimiz tek değişim, değişebilme kapasitesidir…Danışanın duyularına, hislerine ve gücüne yeniden kavuşmasını isteriz.Kendi seçimiyle ilerleyebilsin ya da geri çekilebilsin diye, tüm benliğine yeniden erişebilmesini isteriz…
Oluşma işi, canlı olma işidir. Bir kere derin bir nefes almaya karar verip bunun sonsuza dek sürmesini sağlayamam.
Bunun yerine nefesin ritmi, uyanmanın ve uyumanın ritmi, ileri çıkan ve geri çekilen duyguların ritmi vardır…
Merkezin iyi, çevrenin kötü olduğunu söylemeyiz. Herhangi birinde takılı kalmanın ritimsiz ve bu nedenle sağlıksız olduğunu söyleriz.
İyiyken ritmimizi bilir ve onunla hareket ederiz.
O zaman biz ritm oluruz; hem merkez hem çevre oluruz ve bunlar arasındaki hareket canlı bir nefes gibidir.
Psikoterapinin “paradoksal bir meslek” olduğu, ki bununla şunu kasteder: sanatçı ile bilim insanı arasında, danışanla öznel varlık ile nesnel varlık arasında, kişisel ile profesyonel arasında, felsefi ile pratik arasında sürekli bir gerilim içinde olmamız.
Danışanlar, kendi öz-düzenleme süreçlerine güvenmediklerinde manipülatif davranışlara başvururlar. Bu davranış, bir ihtiyacı karşılamak için korkuyla yapılmış bir girişim olarak tanımlanabilir…
Varsayım şudur ki danışanlar, nasıl yaşantıladıklarını ve kendi deneyimlerine nasıl engel olduklarını öğrenebilirlerse, yaşadıklarıyla baş etmeyi de öğrenebilirler…