“Ben namazda Rabbime yönelirim. Onun iltifatına alışmışımdır. Namaz, gözümün nurudur; sırrı zuhur eder. Gözlerim nurlanır, içim açılır. Namazda içimde duyduğum rahatlıktan, manevi zevkten ötürü ruhumun penceresi açılır da oradan vasıtasız olarak Allah’tan haberler gelir, ilham gelir. Allah’ın ilhamı, feyz yağmuru, rahmeti, nuru ezeldeki kaynağımdan ve hakikatimden gelir; penceremden evime girer.
Penceresi olmayan bir ev cehennem gibidir. Ey Allah’ın kulu! Dinin asli temeli, manevi pencere açmak ve oradan tevhid ve ilahi nur alarak gönlü, gözü aydınlatmaktır. Yol açmak için ormana az kazma vur. Sen gel, himmet kazmasını nefis duvarına vur da gönle manevi bir pencere aç.
Yoksa sen bilmiyorsun ki, şu gördüğün güneşin gözü kamaştıran nuru, önünde perde bulunmayan bir hakikat güneşinin aksidir. Bu güneşin ışığını sen de bilirsin ki, hayvanlar da görür. O hâlde Kur’an-ı Kerim’de “İnsanoğullarını yücelttik, yani diğer varlıklardan üstün kıldık” diye buyrulmasının sebebi nedir?
Senin kendini hayvanlardan ayırman gerekmez mi? Ben nurlara batmış bir güneşim. Kendimi nurdan ayırt edemiyorum. Namaz kılmaya, o halvete, yalnızlık yurduna gidişimde halka yol göstermek içindir.”
“Ben Allah’tan başkasına körüm; fakat Cenab-ı Hakk’ı manen müşahadede gözüm açık. Zaten aşk da bunu ister, bunu diler. Allah’ım, sen ki görücü ve bilicisin, beni körlere katma. Ey âşıkların çevresinde döndükleri yüce varlık, ben de senin lütfun çevresinde dönmekteyim.”
“Yarabbi benim dua edişimi, seninde onu kabul buyuruşunu senden başka kimse bilmez. Allah’ım o duayı gönlüme sen verdin. Gönlümde yüzlerce ümit uyandırdın…”
“Ey beden gemisinde uykuya dalan kişi, beden gemisini hareket ettiren suyu, yani ruhun seni hareket ettirdiğini anladın. Bir de suyun suyunu, yani ruhu da hareket ettiren ilahî iradeyi anlamaya çalış. Suyun bir suyu vardır ki, onu sürüp götürüyor; dağlardan derelere, ırmakları dolduruyor; onu çekip çeviriyor, denizlere doğru koşturup duruyor. Ruhun da bir ruhu vardır ki, onu hareket ettirir.”