“….Onu yapmakla da kendimi belaya uğrattım. Uğradığım belada da onun takdirine boyun eğmenin verdiği manevi zevki tatmaktayım. Ben ona mat oldum, ona mat oldum, ona mat oldum.”
Gerçekten de her haset dostluktan, sevgiden doğar; bir yabancının dostla beraber oturmasını görmekten meydana gelir. Aksıran kişiye “çok yaşa” demek dostluğun şartı olduğu gibi, kıskançlık da sevginin şartıdır.
Ey akılsız kişi, din kazancı Allah aşkıdır, gönül cezvesidir. Onun için de kabiliyet ve istidat demek olan hak nuru lazımdır. Fakat bu alçak nefs seni geçici, fani kazanç elde etmeye çalıştırır. Ey zavallı, ne zamana kadar geçici kazanç arkasında koşacaksın? Onu artık bırak. Eğer o alçak nefs senden yüce bir kazanç dilerse sakın aldanma; çünkü o isteğin arkasında o düşman nefsin bir hilesi vardır.
Bedenini beslemek, onun ihtiyaçlarını gidermek için bir sanat öğrendin; bir işin var, bir mesleğin var. Ruhunu beslemek için de din sanatını öğrenmeye çalış. Sanat ve meslek yüzünden dünyada giyinmiş, kuşanmış ve zengin olmuşsun; öte tarafa, ahirete gidince ne yapacaksın? Daha bu dünyadayken bir sanat öğren ki ahirette işine yarasın, sana ilahi marifet kazandırsın.
Öbür dünyada, yani ahiret âlemi de pazarlarla, kazançlarla dopdolu bir şehir gibidir. Sen, kazancın yalnız bu dünyada olduğunu sanma. Cenâb-ı Hak, “Bu dünyanın kazancı, öbür dünyanın kazancının yanında çocuk oyunu gibi kalır” diye buyurdu.