Anlatılan halin bir icabıdır ki, hakikate eren bir kimsenin “Ben hakkım” demesi caiz olur. Keza o hakikate eren kimsenin “özümü taktis ederim, şanım ne kadar yüce” demesi de caiz olur. Anlatılan hakiki hale vasıl olan birini düşünün; vasıl olduğu anda görecektir ki, kendi sıfatları ancak Allah’ın sıfatlarıdır. Zatı da Allah’ın zatı. Ama hiçbir yeni oluş yok. Ne zatta ne de sıfatta. Yani Allah’a duhul yönünden, yani ondan huruç yönünden; kısacası ne giriş var ne de çıkış. Ama hiç mi hiç. Sonra o vasıl olan kimse Allah’ta fena bulmuş da değildir, keza beka bulmuş da değildir. O kendisini görecektir ki, hiç olucu bir şey değil. Keza olmadı da. Sonra fena hali de böyle. Yani fenası da yok. Sebebine gelince nefs diye bir şey yok. Ancak onun nefsi vardır. Yani onun nefsi, varlığın özü. Aynı şekilde vücut diye bir şey de yok. Ancak onun vücut varlığı vardır.