An itibariyle Barbaları Beklerken'i bitirmiş bulunmaktayım, zaman zaman kopmuş olmakla birlikte genel olarak benim için oldukça sürükleyici bir serüvendi. Bazı bazı noktalarda dalıp olayı kaçırdığım oldu, kitabın soft geçişli anlatımı buna biraz müsait olmakla birlikte sanıyorum ki odaklanma konusunda da ek çaba sarf etmem gerekiyor genel olarak. Kitaba başlarken bir beklenti taşıyor muydum ama esasen okumayı dilediğim başka bir kitap olduğundan ilk etapta biraz isteksiz başladım. Yazar orta yaş sonrası erkek bir bireyin kendisiyle ilgili gözlemlerini, kendini çözme serüvenini tüm çıplaklığıyla vermiş hissettiğim. Temel olarak itiraf etmek gerekirse bu yaşlarımda, ana karakter yaşlarındaki karşıt cinsle ve mevcut şartlar dahilinde oluşmuş genel fikirlerimin çoğunluğunu kapsıyor. Bu sebeple kimi zaman iç tahlilleri kendim yazsam anca böyle olurdu dediğim çok nokta oldu, bu sebeple kitabı sevmiş olabilirim. Kitaptaki betimlemleri oldukça sevdim ve hissettim, şartlarıma tezat olarak o bunalımı, nemi, sıcağı ve çölü hissettim, bunu bende yaratan çok kitap olmaz o sebeple de sevdim. Kitabı kurcalarken filmi olduğunu gördüm, izlerim bittikten sonra diyordum ama açtıktan sonra vazgeçtim. Kafamda gayet güzel canlanan bu kitabı neyle karşılaşacağımdan emin olmadığım bir filmle karalamak istemedim, zihnimde şu anki gibi kalsın. Anlaşılacağı üzere oldukça subjektif yaklaşımla özgürce fikir belirttim, umuyorum beklenti yaratmam kimsede, keyifli okumalar
Barbarları Beklerken
«Bu merakım saygısızlık gibi gelirse bağışla, ama sormak istediğim... Sonra nasıl yemek yiyebiliyorsunuz? Yani ... insanlarla işiniz bittikten sonra? Cellat ve benzeri kimselerle ilgili olarak, hep kafamı kurcalar durur. Gitme! Bir dakikacık, dinle, içtenliğime inanmanı isterim. Söylememe gerek yok sanırım, kendin de biliyorsun, çok korkuyorum senden. Çok ağır ödedim vereceğin yanıtın bedelini. İş bittikten sonra lokmalar kolay geçiyor mu boğazından? însan ellerini yıkamak ister diye aklımdan geçirmişimdir hep. Ama öyle yalapşap bir temizlik yetmez, bir papaz titizliği, törensel bir arınma gerek, öyle değil mi? Ruhun da arıtılması yani, başka türlüsünü düşünemiyorum. Yoksa gündelik yaşama nasıl uyum sağlanır? Sofra başında çoluk çocuğunla nasıl yemek yer, eşin dostunla ekmeğini nasıl bölüşürsün?» Gitmek için davranıyor. Ama pençe atarcasına usulca elimle kolundan yakalıyor, «Yok öyle şey, dinle beni.» diyorum. «Yanlış anlama sakın. Seni ne suçluyor, ne de olanlardan sorumlu tutuyorum. O evreyi aşalı çok oldu. Unutma ki benim de yaşamım hukuka adanmıştı, yöntemlerini iyi bilirim; adaletin işleyişi kimi zaman çok çapraşıklaşır. Sadece anlamaya çalışıyorum. Hangi katmanda yaşadığını öğrenmek, her gün nasıl yiyip içtiğini, nasıl soluk aldığını gözümde canlandırabilmek istiyorum. Ama bir türlü beceremiyorum. Canımı sıkan da bu. Onun yerinde olsaydım, diyorum kendi kendime, ellerimin kiri boğardı beni mutlaka.»