Sorunsuzluk beklentisinde olduğumuz sürece iyi insan olmayı mükemmellik şartına bağlamış oluruz ki bu düşünce, en baştan travmaların altında kalmak demektir.
Bize verileni canı gönülden kabul etmek ve insanların hakkımızdaki görüşünü odak haline getirmemek ruhsal özgürlüğümüzün başladığı noktadır. Ancak bunu başarabilirsek kişisel tatmine ulaşırız. İşte mutmain kalp, bu hali kendinde toplayan kalptir.
"Allah Teala'nın sana istediğini vermeyişinin veya umduğunu nasip etmeyişinin nedenlerini idrak edersen bu alıkoyma senin için armağana dönüşür. Yüce Allah sana bir nimet bahşederse seni iyiliğine şahit tutar, sana istediğin bir şeyi nasip etmezse kahrına, galip gelme gücüne şahit tutar. O, tüm bunları yaparken sana bir şeyler öğretmektedir. Sen, Allah'ın arzu ettiği şeyi sana nasip etmeyişindeki hikmeti kavrayamadığın için acı çekersin."
-İbn Ataullah el-İskenderî
Hz.Ebubekir, Devlet Başkanı olarak takip edeceği tavizsiz siyaseti şöyle dile getirmişti yaptığı ilk konuşmasında:
"Ey Müslümanlar, sizin en hayırlınız olmadığım halde, sizi idare etmek üzere seçildim. İyilik yaparsam, bana yardım ediniz; kötülük yaparsam, beni doğrultunuz. Doğruluk, emanet; yalancılık da hıyanettir. Sizin yanınızda zayıf olanlar, benim yanımda güçlüdürler. Tâ ki inşallah onların bu illetlerini onlardan uzaklaştırayım. Yanınızda güçlü olanlar da, inşallah fakirlerin onlar üzerindeki haklarını alıncaya kadar, yanımda güçsüzdürler. Hangi İslam toplumu Allah yolunda cihadı terk ederse, Allah ona zillet ve aşağılık verir. Hangi Müslüman Müslüman toplumu arasında fuhuş yayılırsa, Allah onlara vereceği belâ ve cezayı genelleştirir. Allah'a ve Resûl'üne itaat ettiğim müddetçe, bana itaat edin! Şayet ben, Allah ve Resûl'üne isyan edersem, artık bana itaat yoktur!"