Kendimizi gelişmenin doruğunda gördüğümüzden, gerçekliği öteki yaşam biçimleri aracılığı ile anlama yönünde hiçbir çaba harcamıyoruz. Bu yaşam biçimlerini incelememizin tek nedeni, kendimizi daha iyi anlamaktır belki de. Sırf homo sapien'in çıkarlarına hizmet için hayvanlar üzerinde deneyler yürütüyoruz, onları kesip biçiyor, etik olmayan (birbirimize yapsak etik olmayacak) bir yığın şey yapıyoruz. Kurbağaları algılamak ve duyumsamak, yani onların dünyasına girmek evreni teleskopla incelemekten daha az öğretici bir deney olması gerek.
Anlaşma bir süreci durdurur. Her şeyi dondurur. Yaratıcılığı durduran bir frendir o. Eleştirel düşünce, uyuşmazlığı köklemek demektir. Anlaşmazlık yerine anlaşmayı teşvik ettiğimizde, totalitercile ve kendimize karşı saygısızca davranmış oluruz. Doğa, çatışma içinde ve çatışma sayesinde ahengini sürdürebiliyorsa, biz de anlaşmayabiliriz. Kendi kendimize böyle bir borcumuz var. Anlaşmamak suretiyle yalancılıktan kurtulur, özgürleşiriz.
Özgürlük aynı zamanda, korkuyla birlikte yaşamak, korkmak ama yine de yoluna devam etmek demektir. İnsan korkuya yenildiği zaman, eyleme geçmekten ve hayallerinin peşinden koşmaktan korktuğu zaman, özgürlüğünü yitirir. Korkmak normaldir. Ama korkuya teslim olmak, düşünmekten ve soru sormaktan vazgeçmek zorunda değiliz.