Muhittin, “Ben de aynı şeyi yapıyor, okuyorum işte!” diye düşündü. Muhittin’in babasına da aynı şeyi yapmış, o da güne biraz neşe katacak gevezelik malzemesi bulduğu için emekliliğinde bütün gazeteleri baştan sona okumuştu. Muhittin bomboş bir duygusuzlukla mırıldandı: “Peki ne yapmalı? Nasıl yaşamalı?” Ama yalnızca kelimelerdi bunlar. Bu sözlerin gerektirdiği umutsuzluğu ya da arayış heyecanını duymuyordu. Üstelik şairdi; kelimelerin başlıbaşına bir değeri olduğunu biliyor, ama onların altında fazla bir şey de bulamıyordu.