İslâm, dedi; zıt kutuplar arasında muvâzene âhengini bulma dâvasıdır; ve nâmutenahi inceliklerin, kılı kırk yatmak yerine kırk bin yarmanın işidir. Bu iş de ne kadar zor, ne kadar zor!...
Kaç kere, kaç kere mübarek kabre gidip yüz sürdüm. Belki dünya hayatlarında, evlerine, yanlarına gittiğimden fazla... Böyle mi olmalıydı, böyle mi olacaktı?.. Hayatlarında yanlarından hiç ayrılmamalı, vefatlatında da gerektiği kadar Bağlum'a gidip yine her ân onunla olmalı değil miydim?.. Öbür yakınlara baksana; benim gibi mübarek kabre habire hücre halindeler mi?.. Hayatında Büyük Velî'nin peşini bırakmamış insanlar sıfatiyle, sırası geldikçe, telaşsız ve gürültüsüz, kabre gidiyorlar, gitmedikleri zaman da yine ve hep onunla oluyorlar.
Kabre git, kendinden geç; toprak al, yüzüne ve gözüne sür bir şişeye doldurup evine getir ve sonra yine yolunu şaşır?.. Emanet çekmecesinde şişeler yanyana dizilirken günah ve gaflet silosunda sıra dağlar toplansın?.. Olur mu hiç?.. Böyle mi olacaktı?..