Kitabî, Muruc ez-Zeheb (Altın Bozkırlar)'ı inceledi.
8 dk. · Kitabı okumadı

Türk İslam tarihi açısından çok kıymetli kaynak eserlerden biridir.Mesudinin eserinin aslı otuz cilt olduğu halde özetleyerek altı cilde düşürüyor.Yalnız rivayete göre Mesudi kitabını kısaltana,değiştirene,saptırana ağır beddua etmiş.Bu yüzden yıllar yılı kimse kendisine güvenip tercüme yapamamış.

Kitapta Peygamberler tarihi hakkında, Yahudi,Yunan,Sasani devleti hakkında bilgiler verilmektedir.Emevi ve Abbasiler hakkında ciddiyet içermeyen,seviyesiz terbiye bozan bazı hikâyeler bulunmaktadır.
Özellikle İbrahim ismi hakkındaki hikâye hoşuma gitti.Harun Reşit bir adama en mübarek isim nedir diye sorar.Adam da Muhammed'dir sav. diyor.Peki en uğursuz isim hangisi diye sorunca İbrahim cevabını verir.Harun Reşit bu cevaba içerleyerek İbrahim peygamber ismidir der.Adam da İbrahim peygamberi ateşe attılar başına gelmeyen kalmadı der.Peygamberimizin sav. evladının ismi deyince o da küçük yaşta vefat etti der.Böylece Harun Reşit ne kadar İbrahim sayarsa adam başına gelenleri sayar ve ben ismi İbrahim olup da başına bir uğursuzluk gelmeyen kimseyi tanımıyorum der.Tam bu esnada limana bir gemi yaklaşır ve kaptan tayfasından birini ite kaka götürür."Ya İbrahim ulan sırık,ya İbrahim ulan anası kılıklı."Sesleri duyan Harun Reşid katıla katıla gülmeye başlar.

KRİKOR ZOHRAB'IN KONUŞMASINDAN

107 Yıl Önce Osmanlı Meclisi Mebusanı'nda "Zina" Konulu Oturum

"Çünkü efendiler, bir kadınla bir erkeğin temasından mutlaka en ziyade kabahatli olan, daima erkektir. Zira her erkekte kadına nispetle daha fazla hürriyet, nüfuz, imkân var. Aksi sabit oluncaya kadar denilebilir ki, kadın iğfal olunur, erkek iğfal eder."

107 yıl önce Osmanlı Meclis-i Mebusan'ında ceza kanunu tartışılırken zina meselesini Ermeni Mebus Krikor Zohrab gündeme getirmişti. Zohrab'ın zinanın ceza kanundan çıkarılması gerektiği, kadın erkek eşitliğinin kurulması yönünde yaptığı tarihi konuşmayı aktarıyoruz.

‘Zina’ Üzerine Sözleri

Nitekim 18 Nisan 1911 tarihinde ceza kanunu tartışılırken “Zina” maddesinin baştan ele alınması konusunda ısrar eder.

Kadının erkeğe eşit olduğu yönünde yaptığı konuşmada, zinada kadını cezalandırarak toplum dışına iter, “Gayrimeşru çocuk” kavramının ortaya çıkmasında erkeklerin de payı olduğunu açıkça ifade ederek, kadına verilen cezanın sembolik seviyeye indirilmesini savunur.

Zohrab meclisi hareketlendiren konuşmasına, kadınlar üzerinde karar veren meclisin erkek mebuslardan oluşmasındaki haksız, adaletsiz duruma işaret ederek başlar:

“...(öyle) bir Mecliste hâkimiyet icra ediyoruz ki, biz orada hem savcı hem de hâkimiz. Erkekler, kadınlar üzerinde olan hukukunu tahkim etmek için uğraşıyorlar. ."

İslamiyet’te erkekler için çok eşlilik hakkı varken, erkeğin buna rağmen zinaya başvurması halinde, kadına göre daha fazla suçlama gerekmektedir. O nedenle, Zohrab, zina halinde erkeğin daha fazla cezayı hak etmesi gerektiğini savunur.

“Bu cürümde (zina) en büyük kabahat erkeklerdedir...”

Bu sözler üzerine salonda önce uğultu şeklinde başlayan hareketlenme, daha sonra adeta bir ayaklanmaya dönüşür. Zohrab ortamın sakinleşmesini bekledikten sonra, “bu tahammülsüzlüğünüzün nedeni, erkeklerin zorla kadınlar üzerinde egemenliğini muhafaza etmesinden kaynaklanıyor” diyerek sert bir çıkış yapar ve sakin bir şekilde sözlerine devam eder:

"Erkekler için bilhassa ahkâm-ı İslamiyyede çok eşlilik vardır; demek, onlar, şehvet duygularını en geniş biçimde icra etmek için her türlü kolaylığa sahiptirler. Kadınlar için bu genişlik yoktur. Böyle bir imkâna sahip olan erkek, bununla yetinmeyip de öte tarafına geçerse, zannederim, ona nispetle daha mahdut bir hakka sahip olan bir kadına karşı kendi vaziyeti daha ağır olmalıdır. Fakat böyle olmuyor. Sonra Ceza Kanununda erkeklere bir hak veriyorsunuz. Eğer kendi zevcesini veya mahreminden birinin başka bir erkekle bir münasebette bulunduğunu görürse, onu katletmek selahiyetini veriyor. Bu müthiş selahiyeti kadınlara vermediniz."

Zohrab bu sözlerle İslam hukukunun kadın erkek ilişkisini belirleyenyanına eleştirisini getirmektedir. Zina sonunda dünyaya gelen çocuğun toplum içinde aşağılanmasına karşı çıkan Zohrab, aksine bu çocukların diğer çocuklarla eşit olması gereğini savunmaktadır.

“20. asırda… Ben bu nesebi tahrip meselesini anlayamıyorum. Ortaçağda asilzadelik davaları vardı, fakat 20. da bu davalar duyulmaz. O asırlarda ben falanın oğluyum; falan benim ecdadımdandır, bu veled-i zinadır, piçtir tabirleri vardı. 20. asrın şerefi için ve bütün insaniyetin şerefi için bu tabirleri şiddetle reddederim; bundan sonra yeryüzünde yalnız insanlar vardır, veled-i zinalar, piçler yoktur.”

“… Kanun-i Esasinin, zannederim bir maddesinde veyahut esas hükümlerinde diyor ki, bütün Osmanlılar müsavidir [eşit]. Eğer babası meçhul olduğundan dolayı zaten bedbahtlığa mahkûm olan bir adamı siz Osmanlılık şerefinde, mahrum ederek bir eksiklik ile ebedi surette lekedar edecekseniz, Meşrutiyet kalır mı? Öyle ise, nesebi tahripten bahsetmeyin, babası meçhul olan Osmanlının diğerlerinden daha ziyade şayan-ı himaye olması lazım gelir. Ona, ayıplı nazarı ile bakmak doğru değildir, onun velisi millet olmak lazım gelirken, bir veli-i hususisi olmadığından dolayı onu himaye etmemek, Meşrutiyete layık mıdır? Benim nazarımda bir çocuk dünyaya geldiği günden itibaren diğer çocuklara tamamiyle eşittir."

“Bendeniz derim ki, bu gibi ahkâmda mademki (kadına verilen cezayı) büsbütün kaldırmak mümkün olmuyor, yapılacak şey, hiç değilse asgari haddi daima azaltmak, cezayı bir seneden değil, belki sekiz günden itibar etmeli ve çünkü efendiler, iyi biliniz ki bir kadınla bir erkeğin temasından mutlaka en ziyade kabahatli olan, daima erkektir. Bunu bilmemiz lazım gelir. Zira her erkekte kadına nispetle daha fazla hürriyet var, nüfuz var, imkân var. Aksi sabit oluncaya kadar denilebilir ki, kadın iğfal olunur, erkek iğfal eder.” (2)

(1) Jaklin Çelik, “Krikor Zohrab Öykücülüğü”.

(2) Osmanlı Meclisinde Bir Ermeni Mebus Krikor Zohrab, s. 181-183; Osman Köker, Meclis-i Mebusa’da Zina Tartışması, Ağustos 1998, sayı 56.

II. Meşruriyet 1908'de ilan edildiğinde, Osmanlı'nın başkenti İstanbul'dan yurdun dört bir yanına "eşitlik, kardeşlik, özgürlük" düşünceleri yayılıyor ve Osmanlı halkını oluşturan bütün unsurlar için daha güzel bir gelecek hayali tazeleniyordu. İşte Ermeni yazar, mühendis, hukukçu, siyaset adamı Krikor Zohrab da bu ortamda Meclis-i Mebusan'a girerek, üç dönem İstanbul Mebusluğu yaptı. Yedi yıllık görev süresi boyunca milletler arasında dost ve kardeşçe ilişkilerin, toplumsal eşitliğin kökleşmesi anlayışına bağlılığıyla ve keskin hitabetiyle dikkat çekti. İstanbul Ermenileri arasında 1890'lı yıllarda hâkim edebi tür olarak beliren realizm akımının öncülerinden biri olan Zohrab, öykülerinde, eğitim görmemiş, korunmasız, sıradan insanın yanında saf tutar ve toplumun dikkatini alt sınıftan bu insanların trajedisine çekmeye çalışır. Bunu yaparken de eşsiz ruhsal betimlemeler ve sosyolojik çözümlemelerle çağının insanının ve toplumunun fotoğrafını çekmeyi ihmal etmez.

Tüm islam alemine hayırlı cumalar dualarda buluşmak ümidi ile inşallah...

Modern,
Dinin hayattan uzaklaştırılmasıdır.
Dünyevileşme,
Kutsalların, kutsalın yok edilmesi, Mutlakın izafileştirilmesi…

Post Modern :
Dünyevi olanın dinselleştirilmesidir.
Din dışı kutsalların icad edilmesi,
Şu an din dışı kutsallar neler :
nefs, arzu, heva, heves
Futbol, futbolizm,Medya
Eğlence
Film, dizi ve bunların paganlaştırılması
Hatta tekno paganizm…

Yani,
Modern anlayış ile yaşanan :
MUTLAK, hakikat yok edildi, izafileştirildi,
Post modern anlayış ile yaşanan :
YOKLUK, yani izafileştirme hakikat olarak gösterilmeye başlandı.
Peki
Bu insanlığı nereye götürüyor :
NİHİLİZM ‘ e yani BOŞLUĞA,
Modernite, insanlığı nihilizm bataklığından nasıl kurtarmaya çalışıyor :
PORNOGRAFİ ile
Yani
HIZ – HAZ –AYARTI ile.
Hızlı yaşa,
hızlı yaşamaktan haz al
haz alabilmek için hızlı yaşa
tüm bunlar için seni ayartanlar var
ekonomik ayartanlar konforizm
metafizik ayartılar, aşk, meşk, ezoterik ilimler
ve reel durum :
Sokakta, evde, metroda, metrobüste, evin odasında, misafirlikte,
Cafede, her yerde,
Elinde bir cep telefon, herkes önüne bakıyor.
Af buyrun bir halt karıştırıyor,
Kimse kimseye bakmıyor,
Nitelikli konuşma bitti, kendi dünyasında !
Kendi dünyasında mı yaşıyor ?
Hayır !
Ontolojik olarak mekânsız yersiz sanal bir dünya,
Duyarlıklar aşındı.
İnsanlığa giydirilen son deli gömlekleri (c.meriç) POST MODERNİZM ve NİHİLİZM
ve bu duruma direnecek tek inanç sistemi İSLAM.
Başka çözüm yok !

Sosyoloji günlükleri,

Esmanur b., bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okuyor

İnsanlar hürriyet arıyorlardı; Akidi ve vicdan hürriyetini.

İslam Tarihi, Hayati Ülkü (Sayfa 105)İslam Tarihi, Hayati Ülkü (Sayfa 105)
Hanife Büşra Tıraş, Ey Oğul'u inceledi.
6 saat önce · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · Puan vermedi

Kitap Hüccetü'l İslam İmamı Gazali'nin hayatını ve eserlerini önsöz kısmında açıklamış. Onu tanımak ve onun yazdıkları kitapların insanlık için ne kadar önemli olduğunu gördüm. Onun yaşamı ve yazdıkları beni çok etkiledi. Hayatına yeni yön tayin edecek olanlara ilaç gibi bir kitap. ( Bedir Yayınevi - Pembe kitaplar 5 )

Kitabî, Tarih-i Taberi (4 Cilt Takım)'ı inceledi.
6 saat önce · Kitabı okumadı

İslam tarihinin önemli kaynaklarından biridir.İçinde birbirinden ilginç ve kıymetli bilgiler var.Mesela ilk kez bu eserden işittiğim bir hadis-i şerifte Mekkeli müşrikler Yahudilerden Allah Resulüne sav. soru sormasını istiyor. Yahudiler yirmi tane sual hazırlıyor ve Allah Resulü sav. her birini cevaplıyor.Yedinci sual Kaf Dağı nedir? Sekizinci sual ise Cablısa ve Cablıka nedir?Bu bölümde Efendimiz sav. uzaylılar hakkında ilginç bilgiler veriyor.
Kitapta bahsi geçen bir adam var.Elini suya uzatıp balık yakalıyor ve sonra elini göğe doğru uzatıp tuttuğu balığı güneşte pişirerek yiyor.Daha neler var neler...
Kitabın gerçek Taberi Tarihi olmadığı art niyetli kişiler tarafından Taberi tarihinin değiştirildiğine dair rivayetler var.Ne kadar doğrudur, anlatılanlar ne kadar sahihtir bilemeyiz ama okurken büyük keyif aldığımı söyleyebilirim...