Öte yandan "Müt'a evlilik" sistemi, islâm'dan önce Arap kadınının özgürlüğünün, bir başka örneğidir. Arap lügât'lerine göre "Zevkevlenmesi" anlamına gelen bir tür evliliktir, ki, belli bir süre boyunca birlikte yaşamak iste­yen kadın ve erkek, hiç bir özel merasime gerek görmeden, aralarında yapılacakları bir anlaşma ile evlenebilirlerdi. Evlilik akdi sırasında ne kadının babası ya da velisi ve ne de başkaca bir tanık hazır bulunurdu. Böylece iki tarafın serbest irâdesiyle geçici bir evlilik kurulmuş olurdu. Her ne kadar bu evliliğin, kadına verilen bir ücret karşılığında yapıldığı ve belli bir süre (örne­ğin üç günlük bir süre) için geçerli olmak üzere akd'olunduğu belirtilirse de, pgerek akd'in serbest irâde'ye dayalı bülunması ve gerek süre'nin taraflarca istendiği gibi uzatılabilmesi nedeniyle ortada kadın bakımından kısıtlayıcı bir durum söz konusu değildi. (41) 41. Alî Ibn-i Ebû Tâlib'den Buharînin rivâyeti için bkz.. Sahih-i..., X, 272, ha­ dis no. 1613. - Ayrıca. . Ibn-i Abdullah ve Seleme Ibn-i Ekvanı rivâyetleri için bkz. Sahih-i..., XI, 291-2.41b . Ikrime'nin sorduğu soruya Muhammed’in verdiği yanıt için bkz. Sahih-i..., XI, 291.
Sayfa 23 - TÜMDA·Kitabı okuyor
Araştırma inceleme din islam
Laiklik kamusal dayatma iken, neolaiklik sosyal kabul şartı olarak ortaya çıkar. Neolaik düzende dindar olmak hukuken yasaklanmaz fakat sosyal olarak istenmeyen, geri kalmış ve sorunlu kimlik olarak konumlandırılır. Bu nedenle neolaiklik daha görünmez fakat daha derin baskı üretir.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Kur'an'ın hiçbir yerinde namaz kılmanın Kur'an'dan bir parça okumaya bağlı olduğunu gösteren bir beyan yoktur. Kur'an okumak başlıbaşına ve namazdan önce gelmiş bir emirdir.
Laiklik tarihsel olarak dinin getirdiği kuralların kamu yönetiminde doğrudan belirleyici olmasına karşı duruş olarak pratikleşmiştir. Bu yönüyle devlet merkezli sınırlama anlayışıdır. Neolaiklik ise devlet düzeninden çok toplumsal alanı hedef alır ve bu alanda dindarlığın meşruiyet zeminini aşındırmaya çalışır. Dinle yaşayan insan tipinin sosyal fonksiyonlarını reddetmeye yönelir. Bu nedenle sorun yalnızca görünürlük değil, dindarlığın kendisi hâline getirilir. Dindarlığın kamusal görünürlüğünü değil, dindarlığın kendisini sorun olarak kodlar.
Eğer akademik kurgu din düşmanlığı üzerine inşa edilmeseydi, medya bu dili sürdürebilecek entelektüel desteği bulamazdı.
İslam Dini, yaşanan hakikatin başkalarına aktarılmasını emreder. Bu emir, dinin kamusal boyutunu oluşturur. Din baskısı altında azınlık olduklarını iddia eden yapıların asıl sorunu, dinin kamusal boyutudur. Dindar insanın yaşamı üzerinden baskı kurduğu iddiası, sistemli olarak yayılmaktadır. Dindar baskı kuran değil, dinini yaşayan ve yaşadığını aktaran insandır. Dindarlık, tahakküm değil, temsil meselesidir. Dindarı baskıcı olarak kodlamak, İslam Dünyası üzerinde yürütülen algı yönetiminin temel araçlarından biridir. Bu kodlama sayesinde radikal, isyancı ve terörist etiketleri kolaylıkla üretilebilmektedir.