Bir insanla yakınlık kurup paylaşma ihtiyacını binlerce, on binlerce insanla beraber dalgalandığım, çepeçevre sıcaklık ve sözcüklerle yıkandığım, yine de bu toğunluğun damarlarıma akışından mahrum olduğum şu anki kadar hiç ama hiç hissetmemiştim. Denizin içinde susuzluk çeken biri gibiydim.
“İnsanlar hiç konuşmuyorlar.”
“Hayır, konuşmaları gerek!”
“Hayır, hiçbir şey konuşmuyorlar. Çoğunlukla, arabaların, elbiselerin ve yüzme havuzlarının isimlerini sayıyorlar ve ne kadar harika olduklarını söylüyorlar. Hiç kimse diğerlerinden farklı bir şey söylemiyor...”
Hafif zırhlı süvari alayında Avusturyalı yedek üsteğmene ait bir anıyı okuyoruz bu kitapta. Uzun bir öykü türünde. Kitabın adı aslında tam olarak konumuz. Olağanüstü bir gecede yeniden doğuş, kendini bulma hikayesi.
Zengin, gündelik hayatı burjuva rutininden ibaret olan üsteğmenimiz o gün ne için çıktığını bile bilmeden evden çıkmış, karşısına çıkan ilk faytonu çevirmiş ve faytoncunun "Yarışlara, öyle değil mi saygıdeğer baron?" sorusu üzerine aslında o gün için unutmuş olduğu, tüm Viyana sosyetesinin buluştuğu at yarışında kendini buluyor. O gün, farkında olmadan kendini bir suç işlerken buluyor ve o andan itibaren hayatı bambaşka bir yöne evriliyor. Bu suç işleme duygusu ve yaşadığı heyecan ona farklı şeyler hissettirmeye başlamıştı. Eve döneceği vakit artık sabah çıktığı evde yaşayan adamla aynı kişi olmadığını fark etti, insanların arasına karışmak ve durgunluğunun nedenini anlamak istemişti. Karşılaştığı insanlar sanki ondan uzaklaşıyor gibiydi. Birilerine yaklaşmak, konuşmak istiyordu, gecenin sonuna doğru ilk kez birinin dikkatini çekmişti. Ancak durum sandığından biraz farklıydı. Karşılaştığı olaylar zincirinde kendi benliğini bularak adeta yeniden doğuyordu olağanüstü bir gecede...
Bu kitap hakkında söyleyebilecek o kadar çok şeyim var ki.. Hayatında olağanüstü bir gece yaşayabilen insanların her zaman çok şanslı olduğunu düşünüyorum. Diyor ya hani "Bir kez kendini bulan birinin bu dünyada artık kaybedecek bir şeyi yoktur." Doğumumuzdan ölümümüze kadar geçen süre içinde sürekli bir arayış içindeyiz. Kendimizi, duygularımızı, düşüncelerimizi... Sürekli aslında kim olduğumuzu, neden var olduğumuzu sorgularız. Bu sorular karşısında insan cevap verebildiği takdirde artık bambaşka bir yola giriyor. Gerçek kimliğimizi, gerçek duygularımızı bulabildiğimizde hayattan