İnsanlar hakkında hep bir iki şey bildiğimi sanırdım; onları sıradan ya da değil diye listelerken bile. Düşündüm. Belki dünya, insanların küçük paketler halinde özetlenebileceği şekilde dizayn edilmemişti. Belki onlar sadece insandı. Yorgun, incinmiş ve yalnız ve kendi zamanlarında kendi yollarında.
Acaba senin için döneceğim demiş miydi yoksa bunu dediğini mi hayal ediyordum. Hatıralar gün ışığı gibidir. Sizi ısıtıp hoş ışıltılar bırakırlar ama onları kucaklayamazsınız.
“Annem yakındaki o güzel yere gitti,” dedim. Bazıları, kaybımdan dolayı bana sevgi dolu bakışlar attı. Öyle anlaşılmasını istediğimden değil aslında ama böyle dediğimde çok kişi annemin öldüğünü ve daha iyi bir yere gittiğini zanneder. Çünkü bu kelimeler eğer iyi bir insansanız çok da uzağında olmadığınız cennette buluşmaya vaat eden bir ilahiden alıntıdır. Benim kitabımdaki tek anlamı ise anne ve eş olmanın kendisine göre olmadığını anlayıp daha ben iki yaşındayken New Orleans’taki bir dans grubuna katılmak için evi terk eden annemi anlatıyor olmasıdır.