Salih lokantada kimsenin olmadığı bir saatte bahçe masalarında birinde oturuyordu, yemeğini bitirip Sütlü Nuriye‘ye geçmiş, bir bardak çayla tatlının tadını çıkarırken Afitap Hanım da karşısındaki masanın üzerinde orkidesiyle ilgileniyordu. “Aldığımda aslında iki saptı bunlar. Birini ne yapsam da yaşatamadım. Belki sevildiğini hissedemedi. Bazısını ne yapsan da ikna edemezsin sevildiğine. İnsan içinde böyle bu. İnadı bırakıp ondan vazgeçince öbürü yaşadı.“
Gerçek yakınlık böyle bir şey olmalı, kişinin kendisini karşıdakinden değil, karşıdakini kendisinden korumak için kolladığı belli bir mesafe ve o mesafenin içinde daima kırılgan muamelesi gösterilen, ihtimam üzere kurulu bir dil.
İnsan metruk bir geleceğe yakalanabilir, onun etrafından köşeye sıkıştırılabilir. Hafıza bir intikam makinesine dönüşebilir ve kişiyi hayatının geri kalanı boyunca sadece yaşanmış olanla değil, hiç yaşanmamış anılarla da durmadan avlayabilir. Istırapların en büyüğü bu olmalı. Asla bilinemeyecek yaşantıları özlemek, geçmişin değil geleceğin nostaljisi.
Artık müzik dinlemeyi bıraktığımı bilsen şaşırır mıydın acaba? Bıraktım, artık müzik beni ilgilendirmiyor, onu hayatımdan çıkardım. Çünkü anladım. Müzik insanı önce bambaşka, çok güzel bir dünyanın varlığına inandırıyor fakat sonra bu dünyadan ona hiçbir şey vermiyor.