Denizciler yüzyıllar boyunca Cabo Nao’nun- Ötesiyok Burnu’nun- ötesine geçilemeyeceğine inanmıştı. Güya bu burnun hemen ardında karanlığın yeşil denizi başlıyordu ve bu ölüm bölgelerine girmeye cesaret edenin vay halineydi! Güya o dönencelerdeki kızgın güneş, denizi fokur fokur kaynatıyor, direk ve yelkenler derhal tutuşup alev alıyordu, kraterlerle kaplı ıssız şeytan ülkesine adım atan her Hristiyan derhal zenci oluyordu. Bu masalların yarattığı korku, güneye doğru bir yolculuğu o kadar olanaksız bir hale getirmişti ki, Henrique’nin keşif seferlerine katılacak denizci bulabilmesi için Papa, her katılımcının günahlarının affedilceği garantisini vermek zorunda kalmış, ilk keşif yolculuklarına çıkacak bir iki cesur adam ancak ondan sonra bulunabilmişti. Ve 1434’te Gil Eanes, güya aşılamaz olan burnu geçip de meşhur Ptolemaios’un zevzeğin teki olduğunun anlaşıldığını Gine’den bildirdiğinde -“ zira burada denizde bizdeki kadar kolay seyrediliyor, ülke de olağanüstü zengin ve güzel” büyük coşku yaşanır. Böylece ölü nokta aşılmış olur. Portekiz’in denizci bulabilmek için kendini paralamasına gerek kalmamıştır artık, her ülkeden maceracı ve maceraperestler başvuruda bulunur. Başarıya ulaşan her deniz seferi ile biraz daha cesaretlenir denizciler, birdenbire macerayı yaşamdan daha önemli bulan genç bir kuşak çıkmıştır ortaya. Navigare necesse est, vivere non est necesse - gereken yelken açmaktır, yaşamak değil. Bu eski denizci sözü insanları yeniden etkisi altına almıştır. Ve ne zaman genç bir kuşak canla başla uğraş verirse dünya değişir.