Siz genç yazarların ihtiyacı olan, hayatın kendisinden, yeryüzünün.
güzelligi ve düşkünlüğünden başka bir şey degildir; bu, babamın tarlası ve annemin duyulmamış dayanıklığıdır, ruhunuzun mücadelesidir, bu mücadeleye sizi kendi açlığınız ve kendi düşkünlüğünüz itmelidir; bu, bir Verlaine'e ve Baudelaire'e "ilahi tarlalarda" eziyet eden söhrete duyulan susuzluktur. Sahip olmaniz gereken,
sağlık sigortaları ve burslar, ödüller ve teşvik ikramiyeleri degildir;
ruhunuzun ve bedeninizin vatansızlığıdır, her gün yasayacaginiz,
umutsuzluktur, terk edilmişliktir, soğuktan titremenizdir, her gün
geri dönmenizdir; vaktiyle Wolfe, Dylan Thomas ve Whitman kadar muhtesem ve zavallı yaratıkları meydana getiren sadece o günlük bir ekmektir, şehirlerdir, manzaralardır, tozlanmaya karşı
kazanımlarıdır; yeni, devasa nazımların yaratılması icin saatbesaat kendini yiyen, eziyet görmüş, uslanmaz bir ömrün mesajıdır. İhtiyaç duydugunuz sey; birinin ayağa kalkıp ölüp gittiği, yağmurunun
Taşı yıkadığı ve güneşin iskenceye döndüğü her yerdedir.
Ya siz, halkımızın şairleri diye şımartılmaktan hoşlanan, müstakbel Toplu Eserler halinde çatlayan asfalt üzerinde yürüyen sizler
neredesiniz? Neredesiniz? Hem sizin hem bizim için yalnız bir kez ele geçen ve daha tadına bakmadan dil üstünde kayıp giden
zamanla ne yaparsınız?
Çetin ve yaman hayatın oldugu yerde görmüyorum sizi, bilakis asık suratlı orta sınıf memurların fiş bekçileri olarak, çevrecilik
dairesinin veya kırdaki yahut şehirdeki bir kültür dairesinin iyi
maaşlı danışmanlarının ayakçıları olarak görüyorum. Gözyaşı ve
mizah olmaksızın, kendinizden ve çevrenizden nefret ederek; hayatın, ormanlarin, dağların, komşuların çok uzağında, şiirlerin çok,
uzağında kahvehanelerde oturup duruyorsunuz... Karakterinizi
satmışsınız, fakirlige karşı