Hiç film seçmem ben. Öyle rejisör, artist falan da bilmem. Umurumda değil ki isimler. Bir isim neyin garantisi olabilir hayatta? Birisinin filmini beğendim diye onun peşinden gidip yaptığı başka şeyleri izlemek, neyi sağlar? Hayal kırıklığı yaşamayacağımı kim iddia eder? Zaten hayatta garanti aramanın bir anlamı var mı ki? Oturuyorum, karşıma çıkanı izliyorum işte. Bazılarını daha çok beğeniyorum, bazılarından sıkılıyorum. Maksat, vakit doldurmak. Tek tesellim şu,yaşlandıkça hayat daha hızlı geçiyor. Eskiden bir kitap okur dum her sayfasının ne kadar zaman aldığını bilirdim ya da bir filmin her dakikasını hissederdim. Şimdi bakıyorum da bir sabah kalkıyorum, hop akşam oluyor, derken bir hafta geçiyor, bir ay, bir yıl, zaman birbiri ardına devrilip geçiyor. Semiha'nın adı bile hafızamda külleniyor.
Kütüphane köşelerine, sinema salonlarına saklana saklana Tanrı da unuttu beni. Bir daha da hatırlamaz herhalde Insan yaşayamadıklarından ibaret olsaydı, ben padişah olurdum bu dünyaya. Kaç yaşıma geldim, yüzumde çizgi yok. Pek çok kadın bu yaşta benim gibi bir yüze sahip olmak için nasıl uğraşıyor biliyorum. Ben hiçbir şey yapmıyorum. Oysa istemez miydim aşklar, hayal kırıklıkları, ihtiraslar, kayboluşlar ve buluşlarla geçen inişli çıkışlı bir hayatın izle rini yüzümdeki çizgilerden izlemek? Hatıralar arasında ge zinmek, geçmişin kuyularında kaybolmak?
Bazen düşünüyorum da, böyle bir serzeniş bile pek mantıklı değil aslında. Hatıralarım olsa ne yapacağım ki, anlata cak kimsem de yok. Böylesi iyi işte... Boş yastığa bakarak, kaygısız, dertsiz uykuya dalmak... En iyisi!