"Basettikleriniz ezelden beri var,"dedi.Fakat dünyanın çehresini bozan bu çirkinliği henüz kimse gideremedi. Yeryüzünün her köşesinde kötülüğün habercilen ve suçun işaretleri görülmeye devam ediyor."
"Bu kadar insan gücünü birleştirmiş başaramıyor da sen mi başaracaksın tek başına?"
"Evet efendim. Bana biraz süre verin, ispat edeyim." Yargıç küçümseyici bir edayla gülümsedi ve sordu:
"Peki, sende olup da onlarda olmayan şey nedir?"
"Efendim, onlar kötüleri kovalar, hastalıkları tedavi eder ve yaraları sararlar. Benim yöntemimde ise hastalı. ğın kökünü kurutmak var. Hastalık, gizlendiği yerde güven içinde bekleyen bir tuzaktır ve insanlar onun yalnızca belirtileriyle ilgileniyorlar. Çok düşündüm ve gözlemledim. En nihayetinde anladım ki bu bölgenin felaketi midedir. Kimi midesini doyuramadığı için açlıktan kıvranıyor, kimi de aşırı doyurduğu için oburluktan helak oluyor. Bu iki midenin birbirini çekip itmesindense gasp, yağma ve cinayet doğuyor. Yani hastalık da tedavisi de son derece açık."
"Söylediklerinin aksine, devası olmayan bir derttir bu!"
"Onlar da böyle konuşuyor, efendim. Böyle konuşuyorlar çünkü Allah'ın bana bahşettiği nimete sahip değiller: İnanmak. İyiliğe inanmak. Onlar gerçek anlamda iyiliğe inanmazlar. İyilik için duygusuz ve sağır araçlarla mücadele ederler. Para, makam, şeref için çalışırlar. Baş-kalarının yanındayken nefret ettikleri günahlara, kendileriyle baş başa kaldıklarında üşüşürler. Böyledirler işte, efendim. Bense iyiliğe gerçekten inanıyorum. Bana biraz vakit verin de bu sorunu kendi tarzıma göre çözeyim."
"Adını bilmiyor musun gerçekten?"
"Bilmiyorum efendim. Unuttum."
"Kendi adını unuttuğunu mu söylüyorsun şimdi? İnsanlar sana nasıl seslenir?"
"Bana kimse seslenmez. Ailemden ve akrabalarımdan hiç kimse yaşamıyor. O kadar uzun zamandır dünyayı dolaşıyorum ki kimse bana adımla hitap etmedi. Kimsenin bana seslendiğini duymadım. Kafam düşler ve düşüncelerle dolu olduğu için de adımı unuttum.