Ne yerdeydim ne gökte, ne uykusuzdum ne uyku-
lu, ne açtım ne tok; sadece onsuzdum onu görmek, onunla
konuşmak istiyordum. Onun dışındaki herkes gürültüden
kalabalıktan ibaretti.
Ne çok soru işareti vardı aklımda. Oysa
tek ihtiyacım yanıma uzanmış bir beden ve göğsüme kon-
muş bir baştı. “Tamam hepsi rüyaydı bak ben buradayım.”
diyebilecek bir baş. Tüm sorunları çözebileceğini düşündü-
ğüm o eksik baş. Neden dışarıdaki binlercesinden biri değil
diye düşündüm. Onun yokluğunu kim doldurabilecekti ki?
Rüyamdaki bebeğin neyi eksikti acaba; karnı mı
acıkmıştı, altımı kirlenmişti, neden benden yardım istemişti?
Belki de sevgiye susamıştı küçük bebek. Ancak kundaktaki
bebek sevgiyi bilebilir miydi? Gerçekte, sevgi kitaplardaki
gibi huzurlu muydu? Ya da bir şarkının nakaratına takılıp
kalmak mıydı huzur? Ne çok soru işareti vardı aklımda.
Arkamı döndüğümde yirmi üç, yirmi dört yaşlarında;
uzun siyah saçlı, boynundaki havlusu ve havlunun üzerine
indirdiği büyük kulaklıkları, hızlı nefes aldığı için sürekli inip
şişen göğsü ile spordan gelen bir kadının karşımda dikildiği-
ni gördüm. O koca kulaklıklardan gelen belli belirsiz sesler
olmasaydı eminim kalp atışını duyabilirdim. Bu bir tanışma
cümlesi miydi yoksa hayal gücüm müydü diye düşündüm
bir an. Ancak hayal gücüm böylesine bir yüz oluşturamaz-
dı. Birilerine benzetmeye çalıştım ama onu tanımadığıma bu
yüzün bir yaratıcı eseri olduğuna kesinlik getirdim. Hayal
gücünde oluşturulamayacak kadar güzeldi karşımdaki yüz.