Yalnızca kadınlara sığındım. Bilirsiniz, onlar hiçbir zayıflığı gerçekten ayıplamazlar: Daha çok gücümüzü aşağılamaya ya da yok etmeye çalışırlar. İşte bu yüzden kadın, savaşçının değil, suçlunun ödülüdür.
Onun limanıdır, sığınağıdır; erkek genellikle kadının yatağında tutuklanır. Bize yeryüzü cennetinden kalan tek şey değil midir kadın?
… kendimizden iyi olanlara nadiren sırrımızı açarız. Onların yanından daha ziyade kaçarız.
Tersine, çoğu zaman kendimize benzeyen ve zayıf yanımızı paylaşan kimselere açarız içimizi. Demek ki kendimizi düzeltmeyi ya da iyileştirmeyi istemeyiz: Çünkü bunun için önce kusurlu diye hüküm giymek gerekir.
Halbuki yalnızca acınmayı ve yolumuzda cesaretlendirilmeyi dileriz. Kısacası hem suçlu olmamayı hem de kendimizi arındırmak için çaba göstermemeyi isteriz. Yeterli hayâsızlık da yoktur, yeterli erdem de. Ne yeterince kötüyüz ne de ahlaklı.