Eski şair ve yazarlarla olan arkadaşlığı, anılarında, o kişiler hakkında daha önce duymadığımız, bilmediğimiz yönlerini gösteriyor (örneğin; Necip Fazıl Kısakürek’in , Mine Hanıma Urgan soyadını seç demesi ve Mine Urganın bu soyadını alması.) ve o günümüzde okuduğumuz eserlerin sahipleri nasıl bir arkadaş, nasıl bir karaktere sahip, bilmediğimiz ne gibi değişik huyları var, bir arkadaşları gözünden okuma fırsatı veriyor bize Mina Urgan.
Alışık olmadığımız insan ilişkileri, annesiyle,çocuklarıyla,torunlarıyla…
Kitapta belli bölüm başlıkları var ama genelde o konuda kalamayıp (örneğin; çocukluk) başka konulara geçip oradan oraya bir anlatış tarzı var ki kitapta da bunu defalarca söylüyor.Bu benim beynimin çalışma şekline oldukça yakın olduğu için beni rahatsız etmedi. Bu konu hakkında kitapta söylediği bir kaç cümle şöyle;(“Annemi anlatırken, anaerkil aile, feminizm, boşanma gibi başka konulara daldım gene. Kafamın bir mantık silsilesini izleyerek, akıllı uslu bir biçimde ilerlemesi gerekirdi. Ama ne yazık ki, çağrışımlara kapılarak o mantık silsilesinden uzaklaşıyorum ikide birde.”sf.124)
Entelektüel yönden, okurken gerçekten bir şeyler öğrendiğini hissediyor insan.
Ne düşündüğünü dile getirmekten hiç gocunmayan, kendisini yaşayan bir kadın diye yorumladım. İlkeleri, bakış açıları, doğruları var ve bunlardan fayda amaçlı bile olsa asla vazgeçmiyor.
Daha bitirmedim ama gayet keyif alarak ve bir şeyler öğrendiğimi hissederek okumaya devam ediyorum.