Bayram… Müslümanlar için sevinç, kavuşma ve secdeyle taçlanan bir gün. Ama bu bayram, kalbimizin bir parçası olan Mescid-i Aksa kapalıysa, o sevinç eksik kalır. Çünkü Aksa sadece bir şehirdeki mescit değildir; ümmetin izzeti, hatırası ve emanetidir.
Düşün: Bayram sabahı insanlar en güzel kıyafetlerini giyip Allah’a yönelmek isterken, bir yerde kapılar kapatılıyor, secdeye giden yollar engelleniyor. Bu sadece fiziki bir engel değildir. Bu, bir halkın ibadetine, kimliğine ve varlığına yönelmiş açık bir müdahaledir. Ve bu durum karşısında sessiz kalmak, en azından içten içe rahatsız olmamak, insanın vicdanını sorgulamasını gerektirir.
Mescid-i Aksa, tarih boyunca nice işgaller gördü, nice zulümlere şahit oldu. Ama her seferinde birileri ayağa kalktı, birileri “Bu topraklar sahipsiz değil” dedi. Bugün de mesele aynı noktada duruyor: Sadece izleyen mi olacağız, yoksa kalbimizle, dilimizle, dualarımızla bu davanın yanında mı duracağız?
Şunu açık söylemek gerekir: Bir mescidin bayram günü kapatılması, sıradan bir güvenlik kararı gibi geçiştirilemez. Bu, doğrudan inanç özgürlüğüne müdahaledir. Bunu normalleştirmek, yarın daha büyük kısıtlamaların önünü açar. Tarih bunu defalarca gösterdi.
Ama karamsarlık da çözüm değil. Çünkü bu ümmet, en zor zamanlarda bile ayağa kalkmayı başarmış bir ümmettir. Bugün belki kapılar kapalı… Ama kalpler açık olduğu sürece, o kapılar bir gün mutlaka yeniden açılacaktır.
Bu bayram, belki sevinci eksik yaşıyoruz. Ama bu eksiklik bize bir şeyi hatırlatmalı: Aksa özgür olmadan, hiçbir bayram tam anlamıyla bayram değildir.
Unutma… Dua sadece bir söz değil, bir duruştur. Ve bazen en büyük direniş, vazgeçmemektir.