Bayram kaya

2- Gün gelecek, kâfirler “keşke vaktiyle müslüman olsaydık” diyeceklerdir. Gün gelecek… Ne var ki, temenni ve arzu fayda vermeyecek… Gün gelecek… Bu deyimde gizli bir tehdit, üstü kapalı bir alay vardır. Müslüman olmak ve kurtulmak için ellerine geçen fırsat kaçmadan, bu fırsatı değerlendirmeye teşvik edilmektedirler. Çünkü gün gelecek, “keşke vaktiyle müslüman olsaydık” diyecekler, fakat o günkü bu arzuları hiçbir yarar sağlamayacaktır! Üstü kapalı bir tehdit daha… 3- Bırak onları yesinler, dünya nimetlerinden yararlansınlar ve ihtirasları ile oyalansınlar, ilerde gerçeği öğreneceklerdir. ” Onları yemekten, eğlenmekten ibaret hayvanlara özgü hayatları ile başbaşa bırak. Düşünmeden, akıllarını kullanmadan, insanlık düzeyine çıkmadan oyalanıp dursunlar. Bırak onları bu girdapta, fırıldak gibi dönsünler. ihtiraslar oyalasın. Arzular gururlandırsın, ömür geçsin, fırsat kaybolup gitsin. Bırak onları, bu helâk olmuş kimselerle uğraşma. Onlar ihtiras ve gururun bataklığına dalmışlar. Bu durum hoşlarına gitmekte, onları zevk ve eğlenceye daldırmaktadır. Böylece onları oyalayıp, ecellerinin dolmasına daha çok zaman olduğunu sanmalarına neden olmaktadır. Onlar dilediklerini yapabileceklerini sanıyorlar, kimsenin kendilerini bu zevk ve eğlenceden alıkoyamayacağını, engel olamayacağını düşünüyorlar. Bundan sonra kendilerini hesaba çekecek birinin olmadığına én sonunda diledikleri şeye sahip olmaları sayesinde kurtulacaklarına inanıyorlar. Oyalayıcı duygu ve isteklerin tablosu insanların hayatında gözlemlenebilir canlı bir tablodur. Sürekli parlayan emel, insanın tatlı hayallere dalmasına neden olur. Ve insan bu hayallerin peşine takılır, onlarla oyalanır, hayaller alemine dalar, gün gelir insanlık sınırını aşar; Allah’ı, kaderi ve insan ömrünün sınırlı olduğu gerçeğini unutur.
Din
Reklam
Dilleri ile “Allah’dan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın peygamberi olduğuna şahitlik ederiz” dedikleri ve arınmada, bireysel ibadet davranışlarında, evlilik, boşanma ve miras gibi konularda pratik olarak Allah’a itaat ettikleri için kendilerini “Allah’ın dinine” mensup kişiler olduğunu zannedenler, bunun yanında, bu dar kapsamlı alanın dışında kalan konularda Allah’dan başkasına boyun eğenler, birçoğu açıkça Allah’ın şeriatına karşı olmak üzere Allah’ın izin vermediği yasalara uyanlar, gerek isteyerek, gerek istemeyerek bu yeni putların kendilerinden istediği görevleri yerine getirmek için canlarını, mallarını, namus ve ahlâklarını feda edenler. Din, ahlâk ve namus kavramları putların istekleri ile çeliştiği zaman Allah’ın emirlerini, kulak ardı edip bu putların isteklerini yerine getirenler. Kendilerini “müslüman” ve “Allah’ın dinine” mensup kişiler zannedip de durumları bundan ibaret olanlar… Evet bunlar bir an önce uyanıp ne kadar büyük bir şirk işlediklerini görmelidirler! Hiç kuşkusuz “Allah’ın dini” yeryüzünün doğusunda ve batısında kendilerini “müslüman” zannedenlerin düşündüğü gibi ciddiyetten uzak komik bir şey değildir. Allah’ın dini günlük hayatın her parçasını, tüm ayrıntılarını kuşatan bir hayat sistemidir. Temel ve bütünlük arzeden alanları bir yana, günlük hayatın her parçasında, tüm ayrıntılarında sadece Allah’a boyun eğmek, yalnızca O’na uymak, Allah’ın dinidir. Yüce Allah’ın hiç kimseden başka türlüsünü kabul etmediği İslâm dini işte budur. Allah’a ortak koşmak sadece onunla birlikte başka ilahların varlığına inanmakla ortaya çıkmaz. En başta Allah’la birlikte birtakım Rabblerin hakimiyet kurması şeklinde ortaya çıkar şirk… Taştan ve ağaçtan yontulmuş heykeller dikmek,putlara ibadet etmenin tümünü ifade etmez. Tıpkı putlarınki gibi
Din
“Milliyetçilik” bir sembol olarak yükseltildiği ya da “Vatan” bir sembol olarak yükseltildiği veya “Halk” bayraklaştırıldığı yahut “Sınıf” sembolleştirildiği zaman… Sonra insanları Allah’ı bir yana bırakıp bu sembollere kulluk yapmaları, bunlar uğruna canlarını, mallarını, ahlâk ve namuslarını feda etmeleri istendiği zaman… Allah’ın şeriatı, O’nun belirlediği kanunlar, O’nun direktif ve öğretileri ile bu semboller ve işlevleri çeliştiğinde Allah’ın şeriatı, O’nun kanunları, direktif ve öğretileri bir yana bırakılıp, bu sembollerin ya da daha doğru ve yerinde bir ifade ile bu sembollerin arkasında yeralan tağutların istekleri yerine getirildiği zaman… Bu, Allah’ı bir yana bırakıp, putlara ibadet etmenin ta kendisidir. Çünkü, putun taştan veya ağaçtan bir heykel şeklinde somutlaşması bir zorunluluk değildir. Put bir ideoloji, bir sembol de olabilir. İslâm sadece taştan ve ağaçtan yapılmış putları ortadan kaldırmak için gelmemiştir. Tarih boyunca gelmiş geçmiş peygamberler kafilesinin kesintisiz olarak sarf ettiği bunca çaba, sırf bu amaca yönelik değildir. Bu kadar fedakârlığa, bunca işkence ve azaba, sırf taştan ve ağaçtan yontulmuş putları ortadan kaldırmak için katlanılmamıştır. İslâm, hayatı ilgilendiren her konuda, yaşanan her olayda sadece Allah’a boyun eğmek ile ondan başkasına boyun eğmenin her çeşidi, her şekli arasındaki yol ayrımını belirlemek için gelmiştir. Yürürlükte olan düzenlerin ve sistemlerin tabiatını kavramak, tevhid esasına mı, yoksa şirk esasına mı dayandığını, tesbit etmek, yani sadece Allah’a mı itaat edildiğini, yoksa çeşitli tağutlara, rabblere ve putlara mı kulluk yapıldığını belirlemek için her dönemde ve her rejimde geçerli olan yönetim biçimine bakmak gerekir.
Din
put ve putçuluk
Hiç kuşkusuz Allah’dan başka ilah olmadığına şahitlik etmenin karşıtı olan Allah’a ortak koşma (şirk), hayatın her alanında sadece Allah’a itaat edilmeyen, sadece O’na boyun eğilmeyen her rejimin, her yönetim biçiminin varlığında somutlaşmaktadır. Görünüm ve mahiyet itibariyle şirkin ortaya çıkması için, varolması için kulun hayatın herhangi bir alanında Allah’a boyun eğerken, başka alanlarda Allah’dan başkasına boyun eğmesi yeterlidir. Bireysel kulluk davranışları ise, birçok çeşidi bulunan boyun eğmenin, ibadet etmenin sadece bir şeklidir. Günümüzde insanlığın hayatında her an görülebilen örnekler, tüm özellikleri bakımından şirkin pratik örnekleridirler. Onun tek bir ilah olduğuna inanarak Allah’a yönelip abdest, taharet, namaz, oruç, hac ve benzeri ibadet şekillerinde Allah’a boyun eğerken, aynı zamanda ekonomik, siyasi ve sosyal hayatında Allah’dan başkasının koyduğu kanunlara boyun eğen, değer yargılarında ve toplumsal ölçülerinde Allah’dan başkasının ortaya koyduğu düşüncelere ve kavramlara uyan, ahlâk kurallarında, gelenek ve göreneklerinde, kılık kıyafetinde -Allah’ın şeriatına karşı çıkarak- kendisine bu ahlâk kurallarını, gelenek ve göreneklerini ve kılık kıyafetleri belirleyen beşeri Rabblere uyan bir kul, en açık şekliyle şirk işlemektedir. Allah’a ortak koşmaktadır. “Allah’dan başka ilah yoktur, Muhammed Allah’ın peygamberidir” şehadetinin ifade ettiği en belirgin gerçeğe karşı çıkmaktadır. İşte günümüzde büyük bir umursamazlıkla ve boş vermişlikle bu şirki işleyen insanlık bu gerçekten habersizdir. Bu davranışlarının her zaman ve her yerde yaşanan şirkin kendisi olduğunu bilmiyorlar. Putların, o ilkel ve basit şekilde ortaya çıkmaları bir zorunluluk değildir. Çünkü putlar tağutun sembollerinden başka bir şey değildirler. Tağut insanları put adına
Din
Burada Hz. İbrahim’in huşu ve yakarmalarla dolu duasının her bölümünde “Rabbimiz” ya da “Rabbim” sözcüğünü tekrarlayışına değinmeden geçemeyeceğiz. Çünkü onun sözleri ile yüce Allah’ın hem kendisinin, hem de kendisinden sonra çocuklarının Rabbi olduğunu ifade etmesi özel bir anlam taşımaktadır… Hz. İbrahim, yüce Allah’ı ilahlık sıfatı ile değil de Rabblık sıfatı ile anıyor. Çünkü Allah’ın ilahlığı, cahiliye toplumlarında -özellikle Arap cahiliyesinde- pek fazla tartışma konusu edilmezdi. Sürekli tartışma konusu olan Rabblik meselesidir. Dünya hayatında kime itaat edileceği, kime boyun eğileceği, yani kime kulluk edileceği meselesidir. Bu mesele insan hayatında büyük etkisi olan pratik ve reel bir meseledir. Bu aynı zamanda realite dünyasında İslâm ile cahiliye, tevhid ile şirk arasında bir yol ayrımıdır. Buna göre insanlar ya Allah’a boyun eğecekler, o zaman Rabbleri Allah olacaktır, ya da başkasına boyun eğecekler, o zaman da Rabbleri başkası olacaktır. Tevhid ile şirk, İslâm ile cahiliye arasında pratik hayattaki yolların ayrılış noktası burasıdır. İşte Kur’an Arap müşriklerine ataları İbrahim’in Rabblık meselesi ağırlıklı duasını sunarken, bu duanın anlamı ile açıkça çeliştiklerine, ona muhalefet ettiklerine dikkatlerini çekiyordu.
Din
Reklam