Bayram kaya

Rasûlallah Sallallahu Aleyhi Vesellem şöyle buyurmaktadır: Kıyamet gününde ümmetimden tanıyamayacağım hiç kimse olmayacaktır." Ona;  "Ey Allah'ın Rasulü, o kadar çok kimse arasından onları nasıl tanıyacaksın?" diye sorduklarında onlara:  "Eğer siz bir haraya girseniz ve orada kara yağız atlar ile alınları ve ayakları ak atlar görseniz bunları ayırd etmez misiniz?" diye sorar. Onlar: "Elbette ayırd edebiliriz" dediklerinde şöyle buyurmuştur. - "Benim ümmetimin de secdenin etkisi ile alınları parlak, abdestin etkisi ile ayakları aktır." (75) Hz. Muhammed (sav)'in ümmetinin secdenin etkisiyle diğer ümmetlerden ayrılabilmesi ne büyük şereftir. Yüzlerindeki karanlık, çokça ağlamaları ve bu zorlu günde fayda vermeyen pişmanlıklar dışında kendilerini diğerlerinden ayırdedecek bir özellikleri olmayan kafirler gibi, büyüklenerek alınlarını yere değdirmeyen namazsızların hüsran ve ziyanı ne büyüktür. Övünç ise, secdenin etkisiyle alınları parlayan kimselere aittir. Onlar dünyada iken başlarını Allah için eğmiş, Allah da ahiret gününde o başları bütün başlardan üstün kılmış ve onlara cennet ihsan etmiştir.
Din
Reklam
Burada evren kitabının kapağı açılıyor. Ürperti veren satırları Allah’ın sayısız nimetlerini dile getiriyor. Bu kitabın görkemli ve geniş sayfaları göz alabildiğince uzanıp giden türlü türlü nimetleri ardarda sıralıyor: Gökler ve yer… Güneş ve ay… Gündüz ve gece… Gökten inen su ve yerden biten meyvalar. Üstünde gemilerin yüzdüğü deniz ve çeşitli rızıkları akıtan nehirler… Evrenin bu sayfaları tümüyle gözler önüne serilmiş olmasına rağmen, cahiliye hayatını yaşayan insanlar dönüp bakmıyorlar, okumuyorlar, bu sayfaları inceleyip şükretmiyorlar. Çünkü insan çok zalim ve son derece nankördür. Allah’ın nimetini küfürle karşılar. Her şeyin yaratıcısı, her canlının rızkını veren ve bütün evreni insanın yararına sunan Allah olduğu halde, ona eşler koşar: 32- O Allah ki, gökleri ve yeri yarattı, gökten su indirerek, onun aracılığı ile size rızık olarak çeşitli meyvalar ortaya çıkardı, O’nun buyruğu ile denizde yüzen gemiyi yararınıza sundu, nehirleri yararınıza sundu. 33- Sürekli biçimde yörüngelerinde dönen güneşi ve ayı yararınıza sundu, gece ile gündüzü yararınıza sundu. 34- O size kendisinden isteyebileceğiniz her şeyi verdi. Eğer Allah’ın nimetlerini sayacak olursanız, onları bitiremezsiniz. Kuşkusuz insan çok zalim ve son derece nankördür. Bir hamledir bu… Vicdanı yakan bir kırbaçtır bu… Gökler ve yer, güneş ve ay, gece ve gündüz, denizler ve nehirler, yağmurlar ve meyvalar bu hamlede yeralan dehşet verici araçlardır. Kendine özgü bir sesi bir şaklaması var bu kırbacın… Çok zalim ve son derece nankör olan şu insanı sızlatan bir etkisi vardır.
Din
İnsanları yüce Allah’ın değişmez ve tek yolundan saptırmak için Allah’a eşler koştular. Ayet, kavmin ulularının Allah’dan başka Rabbler edinmekle kavimlerini yüce Allah’ın yolundan saptırmayı hedeflediklerine işaret etmektedir. Çünkü Tevhid inancı her zaman için tağutların iktidarlarına ve çıkarlarına karşı bir tehlikedir. Bu tehlike sadece ilk cahiliye için geçerli değildir. İnsanların ne şekilde olursa olsun mutlak tevhitten saptıkları, liderliklerini ulularına teslim ettikleri, onların iktidarları uğruna özgürlüklerinden ve kişiliklerinden feragat ettikleri, onların arzularına ve ihtiraslarına boyun eğdikleri, yasalarını Allah’ın vahyine dayandıracaklarına bu uluların sapık arzularına dayandırdıkları her yer ve her çağdaki cahiliye düzenleri için geçerlidir. Bu durumlarda tevhid inancına yapılan çağrı ileri gelenler ve eşraf takımı için bir tehlike unsurudur. Bu yüzden tüm araçlara başvurarak bu tehlikeyi bertaraf etmek isterler. İlkel cahiliye dönemlerinde Allah’a çeşitli ilahları ortak koşmak tevhide karşı başvurulan bir korunma silahı idi. Günümüzde de Allah’ın emretmediğini emreden, onun yasaklamadığını yasaklayan, insan ürünü kanunları Allah’ın yolundan sapmış gönüllerde ve pratik hayatta Allah’a eş konumuna yerleştirmektedirler. O halde ey peygamber, kavmine “de ki” yüce Allah’ın, belirlediği bir süreye kadar şu dünya hayatında, dünya zevklerinden “yararlanın” Sonuç ise bellidir: “Sonunda varacağınız yer cehennem ateşidir.”
Din
“Herkese ilişkin hüküm verilip iş işten geçtikten sonra şeytan cehennemliklere der ki; “Hiç kuşkusuz Allah’ın size yönelik vaadi doğru idi, ben ise size verdiğim sözü yerine getirmedim. Benim size yönelik somut bir yaptırım gücüm yoktu, sadece sizi yoluma çağırdım, siz de çağrıma uyuverdiniz. O halde beni suçlamayınız, kendinizi suçlayız; şimdi ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Aslında vaktiyle beni Allah’a ortak koşmanızı da onaylamış değildim. Hiç kuşkusuz zalimler, acıklı bir azap çekeceklerdir.” Allah, Allah, bu şeytan gerçekten de şeytandır. Burada kişiliği her yönüyle ortaya çıkıyor. Tıpkı bu karşılıklı konuşmada zayıfların ve büyüklük taslayanların kişiliği her yönüyle ortaya çıktığı gibi… Göğüslere vesvese veren, insanların Allah’a isyan etmesini teşvik eden, küfrü yaldızlı, çekici gösteren, onları hak daveti dinlemekten alıkoyan şeytandır bu… Evet odur bu sözleri söyleyen, onları oldukça acı ve etkileyici bir şekilde kınayan… Ama onu reddedecek durumda değildirler. Çünkü iş işten geçmiştir. Bu sözleri zamanı geçtikten sonra söylüyor ne fayda! “Hiç kuşkusuz Allah’ın size yönelik vaadi doğru idi, ben ise size verdiğim sözü yerine getirmedim.” Sonra onları kendi çağrısına uymalarını ayıplayarak bir kez daha utandırıyor. Oysa üzerlerinde hiçbir etkinliği, yaptırım gücü yoktu. Sadece onlar kişiliklerinden sıyrıldılar, kendileri ile şeytan arasındaki eski düşmanlığı unuttular, yüce Allah’ın hak davetini terkedip onun batıl çağrısına koştular: “Benim size yönelik somut bir yaptırım gücüm yoktu, sadece sizi yoluma çağırdım siz de çağrıma uyuverdiniz.” Sonra onları kınıyor ve kendi kendilerini kınamaya çağırıyor. Kendisine uydukları için kınıyor! “O halde beni suçlamayınız, kendinizi suçlayınız.” Sonra onları ortada bırakıyor, onlardan
Din
İnsan denen varlığın fıtratı ile şu evren arasında anlaşılabilir gizli bir dil vardır. İnsan fıtratı, şu evrene yönelir yönelmez içerdiği işaretleri ve kanıtları algılar algılamaz evrenin ötesinde gizli bulunan sır ile doğrudan bir bağlantı kurar. Şu evreni, gördükleri halde fıtratları, evrenin içerdiği işaretleri ve mesajları algılayamayanlar fıtratları devre dışı kalmış kimselerdir. Fıtratlarında bir bozukluk vardır, bu yüzden fıtri alıcı cihazları fonksiyonlarını yerine getiremez olmuşlardır. Tıpkı bir hastalık sonucu fonksiyonlarını yerine getiremeyen duyu organları gibi. Gözün kör olması, kulağın sağır olması, dilin tutulması gibi. Bunlar devre dışı kalmış organlardır, artık hiçbir şey algılayamazlar. Önderlik ve yol göstericilik için ise hayda hayda işe yaramazlar. Tamamen yalan ve iftira olarak “bilimsel ideolojiler” diye isimlendirdikleri materyalist akımların taraftarları da bunlardandır. Çünkü bilimle fıtri alıcı cihazların devre dışı kalması, insanın bütün evrenle bağlantısını sağlayan cihazların bozulması bağdaşmaz. Bunlar, Kur’an’ın `kör’ diye isimlendirdiği kimselerdir. O halde insan hayatı bu körlerden birinin ortaya attığı bir ideolojiye, bir görüşe ya da toplumsal düzene dayanamaz.
Din
Reklam