Bayram kaya

Enes b. Malik' den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: "Ben yolda bir kadınla karşılaşmış ve göz ucuyla ona bakmış, etraflıca süzmüş olduğum halde Osman bin Affan'ın (radıyallahu anh) huzuruna girdim. İçeri girdiğimde Osman şöyle dedi: Biriniz, zina izleri gözlerinde olduğu halde içeri giriyor. Mahrem olmayan kadına bakmanın göz zinası olduğunu bilmez misiniz? Ya tövbe edeceksin veya seni cezalandırılacağım. Ben, şöyle dedim: Peygamber'den sonra vahiy var mıdır? O: "Vahiy yoktur fakat akıl, delil ve doğru çıkan çabuk sezme kabiliyeti vardır".dedi."
Din
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Evlenmeden Sonraki Sorumluluk
Evlenirken iyi bir eş seçimi yapmam benim evlenmeden sonraki sorumluluğumun devam etmesini engellemez. Bilakis en büyük sorumluluk evlenenmenin ilk anından itibaren başlar. O andan itibaren yapılması gerekli olan birçok vazife altına girmiş olurum. Bu vazifelerimiz şunlardır: Eşimle aramda güvenin gerçekleşmesi için, ona iyilik etmem ve iyi davranmam lazımdır. Böylece Hazreti Peygamber'in (sav) şu hadisi gerçekleşmiş olur "En hayırlınız ailesine en iyi olanınızdır. Ben de aileme en iyi olanınızım." Eşimle sürdürdüğüm ilişki, yalnız yatak ve şehvet ilişkisi halinde kalmamalıdır. Her şeyden önce aramızda fikir, ruh ve duygu açısından birleşmenin gerçekleşmesi lazımdır. Beraber okumalıyız, bazı ibadetleri beraber yerine getirmeliyiz. Ev işlerini beraber organize etmeliyiz. Sonra bazan şakalaşma ve oynamaya da fırsat bulmalıyız. İbadet hakkında Yüce Allah şöyle buyurur: "Ey Resulüm! Ailene namazı emret. Kendin de onun güçlüklerine dayan." Tâhâ,132 Şakalaşma ve nefsi dinlendirme hususunda Hz Peygamber (sav) eşi Aişe ile beraber koşarak onunla yarışıyordu. Ev işlerinde yardımlaşma hususunda gelince Hz. Peygamber, evinde birçok işi yapıyordu. Yaptığı işlerden biri de ayakkabı tamir etmek idi.
Din
Eşimi, hayat ortağımı ve yoldaşımı iyi seçmeliyim. Çünkü Hz. Peygamber (sav) bu konuda şöyle buyurmuştur: "Kadınların en hayırlısı ile evlenmeye bakınız. Çünkü çocuk, soyundan bir damara çeker." Mal ve güzelliği bakımından diğerlerinden aşağı bile olsa, ahlaklı ve dindar olan kadını seçmen lazımdır. Çünkü Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "Kadınları sırf güzellikleri için nikâhlamayınız. Çünkü onların güzelliğinin; böbürlenmek ve kibirlenmek yüzünden onları tehlikeye atmasından korkulur. Sırf malları için de onlarla evlenmeyiniz. Çünkü mallarının onları azdırması, (günahlara ve şerlere) sokması umulur. Fakat dindarlıkları için onlarla evlenin. Şüphesiz burnunun bir kısmı kesik, kulağı delik ve teni siyah dindar bir cariye (dindar olmayan bir kadından nikahlanmak bakımından) daha iyidir." Ibn Mace, Nikâh, 6
Din
Bu kahraman öncüler, vaktiyle peygamberler kafilesinin karşılaştıkları engellerin tıpkısı ile karşılaşıyorlar; cahiliye, peygamberlere karşı hangi kötülükleri yaptı ise, onlara da aynı kötülükleri yapıyor. Zaman döndü, dolaştı ve Peygamberimizin geldiği gününün aynısını karşımıza çıkardı. Günümüzde bu dini tüm insanlığa duyurmak üzere gelmiş olan Peygamberimizin yaşadığı şartların aynısını yaşıyoruz, Peygamberimizin vaktiyle yüzyüze gelmiş olduğu cahiliye zihniyetinin tıpkısı ile yüzyüzeyiz. O günlerdeki cahiliye zihniyeti, daha önce Hz. İbrahim’in, Hz. İsmail’in, Hz. İshak’ın, Hz. Yakub’un, O’nun torunlarının, Hz. Yusuf’un, Hz. Musa’nın, Hz. Harun’un, Hz. Davud’un, Hz. Süleyman’ın, Hz. Yahya’nın, Hz. İsa’nın, kısacası tüm peygamberlerin getirip yaydıkları İslâm aydınlığının arkasından insanlığa egemen olmuştu. Sözünü ettiğimiz cahiliye zihniyeti kimi dönemlerinde yüce Allah’ın varlığını kabul eder, kimi dönemlerinde etmez. Fakat her iki durumda da yeryüzünde insanlar için çeşitli rabbler ortaya çıkarır. Bu rabbler, bu düzmece ilahlar, yüce Allah’ın indirdiği ilkeler dışındaki ilkeler uyarınca insanlara egemen olurlar. İnsanların önüne çeşitli yasalar, değer yargıları, gelenekler ve sosyal kurumlar koyarlar. Böylece insanlar, yüce Allah’ın egemenliğini bir yana bırakarak bu sahte rabblerin egemenliği altına girerler. İşte İslâm çağrısı da bu noktada ortaya çıkar. Bütün insanları bu yeryüzü kaynaklı rabbleri hayatlarından, sosyal kurumlarından, toplumlarından,değer yargılarından ve yasalarından kovmaya, ayıklamaya çağırır. Buna karşılık onlara her konuda yüce Allah’a dönmeyi, O’nu ortaksız Rabb kabul etmeyi, O’nun rakipsiz egemenliğini benimsemeyi, sadece O’nun yasalarına ve sistemine uymayı, O’nun buyruklarından ve yasaklarından başka hiçbir buyruğu, hiçbir yasağı
Din
“Sakın Kur’an hakkında kuşkuya kapılma. O Rabbinden gelen bir gerçektir. Fakat insanların çoğu buna inanmazlar.” “Rabbinden kaynaklanan açık belgelere dayandığı” belirtilen Peygamberimiz, kendisine vahyedilen mesaj hakkında hiçbir zaman şüpheye kapılmadı, onun gerçekliğinden hiçbir zaman kuşku duymadı. Fakat bunca yoğun tanıkların ve delillerin arkasından gelen bu ilahi direktif, o günlerde Peygamberimizin vicdanını rahatsız eden sıkıntıyı, bıkkınlığı ve yalnızlık duygusunu hedef alıyor. O günlerdeki çağrı kampanyasının donmuşluğuna ve keçi inatlı karşı koymaların yoğunluğunu gösterge oluşturuyor. İşte bütün bu olumsuzluklar Peygamberimize moral vermeyi, O’nu teselli edip azmini tazelemeyi gerektirmiştir. Çevresindeki sıkıntılı, kederli mü’min azınlığın da böyle bir yüreklendirmeye ihtiyacı vardı. Yüce Rabbleri tarafından indirilen böylesine bir serin meltemin esintilerini, yanık gönüllerinin ateşini yatıştıracak böylesine kesin bir iman aşısını dört gözle bekliyorlardı. Şimdi de bu tarihi kesitin ışığı altında zamanımızdaki “İslâm uyanışı”nın, “İslâm Rönesansı”nın öncülerini düşünelim. Bu kahramanlar da dünyanın her yerinde aynı olumsuz psikolojik şartlarla karşı karşıyadırlar. Çeşitli yol kesmelerin, sırt dönmelerin, alayların, istihzaların, eziyetlerin ve işkencelerin yoğun hücumlarına göğüs germektedirler. Bu olumsuz reaksiyonların hem maddi olanları hem de manevi türden olanları ile başları beladadır. Gerek yerel cahiliye güçleri ile gerekse milletlerarası cahiliye odakları ile sürekli boğuşma halindedirler, onlar tarafından sürekli koğuşturma altında tutulmaktadırlar. En iğrenç ve en amansız savaş türlerinin kesintisiz akınlarına göğüs göğüse karşı koymak durumundadırlar. Sonra da cahiliyenin iç ve dış güçleri, bu amansız savaşlarda kullandıkları kuklaların ve bu
Din