“ Ne çok insan vardı trafikte! Birbirinden kopuk, diğerlerinin neler yaşadığından habersiz ne çok insan vardı. Çeşitli amaçlar peşinde, çeşitli kaygılarla akıp gidiyordu hayat. Ama kimse kimsesinin hikayesini bilmiyordu.”
“Örneğin insan türünün bu gezegendeki serüveni de bir yolculuk olarak görülemez mi? Ekolojik dengeyi bozmaya başlayan bir yolculuk ve bu dengenin bozulması ,bütün insanlar için bir kader birliği değil mi?Birbirlerini tanısın tanımasın, her bireyin kaderi birleşmiyor mu?”
“ O nasıl iştir öyle, kişioğlu kimi beklediğini bilmez mi?”
“Aklını başında taşıyan, kimi beklediğini bilir ama aklını gönlüne hapseden kimi beklediğini nerden bilsin.”
“ Sözler hakikat değildir, ağzımızdan çıkan seslerdir. Yeryüzünün gelmiş geçmiş en yetenekli söz ustaları dahi yaşamın en basit anlarını bile bize gerektiği gibi anlatamaz. Renkleri gösteremez, kokuyu duyuramaz, dokunuşun verdiği hazzı hissettiremez, sesleri işittiremez, yiyecekleri tattıramaz diyelim ki bir mucize oldu bunları yaptı; ama insanların ruhunda olup biteni aktaramaz. Belki akıl yürütür. Belki gürbüz düşüncesini aklın üç ayağıdan biri olan mantığın üzerine bindirip zihnin sonsuz ufuklarında keyfince gezdirir ama insan ruhunun an be an değişen halini asla gerektiği gibi anlatamaz.”