Açıkçası bu kitaba başlarken, Esir Şehrin İnsanları ve Esir Şehrin Mahpusu'ndaki hikâyenin devamını, Kurtuluş Savaşı mücadelesinin ve sevdiğim karakterlerin serüvenlerinin sürdüğünü görmeyi bekliyordum. Bu nedenle kitap ilk başta beni biraz şaşırttı.
Ancak zamanla fark ettim ki Kemal Tahir bu kez hikâyeden çok fikirlerle ilgileniyor. Olaylardan ziyade karakterlerin düşünceleri, Cumhuriyet ve Osmanlı üzerine yapılan tartışmalar, farklı bakış açıları kitabın merkezine yerleşiyor. Özellikle Nermin'in Kamil Bey hakkındaki değerlendirmeleri ve Dr. Mahir Bey'in döneme ilişkin görüşleri beni uzun süre düşündürdü.
Kitap boyunca kendime sık sık şu soruyu sordum: İnsan gerçekten idealleri için mi mücadele eder, yoksa bazen kişisel sorumluluklarından kaçtığı için mi büyük davaların arkasına sığınır?
Olay örgüsü açısından serinin ilk kitabı kadar etkileyici bulmasam da, karakterleri ve düşündürdükleri açısından çok değerli bir okuma oldu. Bence bu kitap okunduktan sonra değil, bittikten sonra etkisini göstermeye başlıyor.
Yol AyrımıKemal Tahir · Ketebe Yayınları · 20224,145 okunma
Son zamanlarda okuduğum en iyi kitaplardan biri oldu. Kemal Tahir, işgal altındaki İstanbul’u ve dönemin insan psikolojisini karakterler üzerinden inanılmaz gerçekçi şekilde anlatmış. Kitaptaki hiçbir karakter tamamen iyi ya da kötü değil; herkes korkuları, çıkarları ve vicdanı arasında sıkışmış durumda. Bu da romanı çok gerçek kılıyor.
Belki o döneme duyduğum kişisel ilgiden dolayı da kitap beni ayrıca etkiledi ama sadece tarihsel yönüyle değil, alt metinleriyle de düşündüren bir romandı. Özellikle okurken insan ister istemez kendini sorguluyor: Bugün bizler de birçok konuda konuşuyoruz ama gerçekten elimizi taşın altına koymamız gerektiğinde ne kadar sorumluluk alıyoruz?
Hem dönem anlatımı hem karakter derinliği açısından çok güçlü bulduğum bir kitap oldu. Seri üç kitaptan oluşuyor ve ben hiç ara vermeden ikinci kitaba geçeceğim.
Kitabın ismini çok sevdim, aslında tamamen hayata bakış açısı ve çevrene yaydığın enerji ile ilgili bir isim. Sen şarkı söyle, etrafındakiler mutlu olsun, sen mutsuzsan etrafındakilere ne verebilirsin, ya da hayata hep karamsar bakarsan etrafındaki insanları ne yönde etkilemiş olursun? Peki ya sen nasıl mutlu olacaksın, asıl soru bu değil mi?
Kişisel gelişim kitaplarını sevmeyen ve kolay kolay okumayan biriyim ama yazar kişisel gelişim önerilerini çok akıcı bir şekilde bir romanın içine yerleştirmiş. Romanın ana karakteri Marie hem üç çocuğu hem de hayat ile mücadele etmeye çalışan bir anne olunca insan kitapta kendinden çok şey buluyor.
Günlük yaşama farklı bir bakış açısı ile bakmaya yardımcı olarak küçük hap bilgiler içeren, "hiç böyle düşünmemiştim" ya da “evet ben de bu hatayı yapıyorum” diye düşündüren akıcı bir kişisel gelişim romanı.
Evet değişim bir günde olmuyor ama gerçekten bazen biraz durup düşünmek lazım.? Özellikle de çocuklara karşı kullandığımız dili, her ne kadar biz kötü ya da hatalı olduğunu düşünmesek de, sürekli gözden geçirmeli ve onların bakış açısı ile yeniden değerlendirebilmeliyiz. Günün sonunda senin "ak"niyeti ile söylediğin şeyi onlar" kara" olarak duyabiliyorlar.
Yine de çok net ki insan birilerini yetiştirebilmek için önce kendini yetiştirmeli, birilerini mutlu edebilmek için önce kendini mutlu etmeli...
Unutmamak lazım ki...
Kraliçe arı şarkı söylediğinde arılar dans eder...