ZEHRA YİĞİTER

Tullio Simoncini, kanserin mantar enfeksiyonu olduğunu anlayınca mantarı öldürüp kanseri yenecek bir şeylerin arayışına girmiş. Mantara karşı kullanılan ilaçlar işe yaramamış, çünkü mantar kendini savunmak için hemen farklı bir forma girip, kendilerini öldürmesi gereken ilaçlarla beslenmeye başlıyormuş. Simoncini, bunun yerine çok daha basit bir ilaç keşfetmiş; sodyum bikarbonat. Evet, bildiğimiz karbonat, ancak tabii ki içeriği biraz farklı olanı. Mantarı çok iyi yok ettiği için bunu kullanmış. Mantar, ilaçlara olduğu gibi buna adapte olamıyormuş. Hastaya sıvı haldeki sodyum bikarbonat ağızdan veriliyor, ameliyatsız yöntemde doktorların vücudun belirli bölümlerine soktukları uzun ince bir tüp olan endoskopi yoluyla da sodyum bikarbonat, tam kanserli/mantar olan yere yerleştiriliyor. Eski Mısırlılar mantara karşı kullanılan maddeleri biliyorlarmış. Binlerce yıl önceki Hint kitaplarında kanseri iyileştirmek için güçlü alkalin tavsiye ediliyormuş.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Sağ beynin büyük bir özelliği de önemli ölçüde bir empati kaynağı oluşudur. Bu, Sürüngenler ve hibrid soyunda hiç yoktur. Sağ beyin bizi "Tek" oluşa bağlar, böylece birleşilen "Tek" alan vasıtasıyla birbirimize bağlanırız. Sol beyin kendisini her şeyden ayrı, birlik olarak değil, bölünmüş olarak görür, bu nedenle de empati duygusu yoktur. Telepati ise sağ beyine mahsus bir özelliktir, dolayısıyla sağ beyin bastırılınca çok eski zamanlarda kullanabilme yeteneğimiz olan telepatik iletişimden de kopmuşuz ve sol beyine mahsus "dil" kavramı oluşmuş. Bu konudan birçok kültürdeki birçok efsanede söz ediliyor. İncil'deki Babil ·Kulesi'nde ise insanların evrensel dili olan "telepati"nin yerini, "birçok dil"in aldığına yer verilmiş.
Sol beynin, dil gibi özelliği var, oysa sağ beyin bu konuda uzmanlaşmıyor, çünkü sınırsız bilginin olduğu potansiyel alana bağlı. Bu da şu demektir, beyni hasar gören kişilerin sol beyni alındığı zaman dil ve bazı diğer fonksiyonlar da kaybediliyor. Deneyler sonucunda, uyku ihtiyacı duyan da sağ değil, sol beyinmiş. Sağ beyin uyku olmadan da pekala mutlu olabiliyormuş. Bunun açıklaması şöyle olabilir; sol beyin bilgiyi veya veriyi, sınırlama, zaman ve uzay olarak deşifre ediyor, sağ beyin ise zaman olmayan bir alemde ve her şeyi tek bir "Bütün" olarak görüyor. Zaman kavramı olmayan bir alemde dinlenme kavramı da olmaz. Beyin aynı zamanda uyur pozisyonda iken, uyanık pozisyondayken olduğundan daha aktif oluyor. Bu, deneylerin de gösterdiği üzere kısmen sol beyin uykudayken, sağ beyin uyanık kalabiliyor. Sol beyin kapalıyken, sağ beyin kendisini rüyalarla ifade edebiliyor.
Sol beyni hasar gören kişilerde sağ beyin açıldığı için aniden süper insan belirtileri görülmektedir. Oysa aslında onlar süper insan değildir, bu, bastırılmış insanın engel oluşturan duvarlarının yıkılmış halidir. Matematik, hafıza ve diğer mucizevi görünen beceriler, bir kez hasar sol beynin sınırlama etkisini azaltırsa, küçük çx:ıcuklarda da görülür. "Dahi" denilen olağanüstü yeteneklere sahip çx:ıcuklarda gelişim problemleri, zihinsel gecikme, beyin David leke il İnsanoRfu Ayağa Kalk 399 hasarı veya hastalık aranır. Bu dahilerin çoğu otistiktir. Onlar, sistemin manipülasyonu ile çoğunda baskılanmış olan beynin asıl potansiyeline ulaşmaktadırlar. İnanılmaz becerilere sahip oldukları için sol beyin toplumuna ayak uyduramazlar. Bana öyle geliyor ki, problemin bir kısmı şu. Sağ beyin iyice açıldığı zaman, sol beynin "realite"yi algılama devreleri patlar, çünkü o algılama ve enerjinin o seviyesi ile uyum sağlayamaz
Bilim adamları ve araştırmacılar tekrarlanan matematik kodlarını Fibonacci sayı dizisi olarak tanımladılar. Yani son iki sayıyı, bir sonrakine eklediler. 1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21... Bu dizi bütün doğada mevcut. İnsan vücudundan, bitki ve midyelerin büyümesine kadar her şeyde var. Fibonacci sayı dizisi, 12-1.3. yüzyıllarda, İtalyan matematikçi Pisalı Leonardo veya diğer adıyla Leonardo Fibonacci'ye mal edilir. Ancak Hindistan'da ve ondan en az yüzyıl önce bütün eski kültürlerde biliniyordu. "Büyük Tufan" felaketlerinden önce Altın Çağ toplumu zamanında, yani binlerce yıl öncesinde de biliniyor olmalı. Buna diğer matematik ve geometri kodları ve tekrarlanan diziler, Pi veya Phi olarak bilinen kutsal geometri sayıları, Çinlilerin "İ Ching"i ve Astroloji de dahildi. Bu sayı dizileri ve oranlar hep birbirleriyle bağlantılıydı. Pi "altın sayı" 1.618 "altın kesit", "altın oran" ve "ilahi oran" diye biliniyordu. Bu oran ellerin, yüzün, hatta dişlerin ebatlarında insan bedeninde var. Bazıları beden sıcaklığında, kalp atışında tanımlanabildiğini ve hayvanların, deniz canlılarının, böceklerin, hatta ONA ebatlarında görülebildiğini söylüyorlar. Aynı sayıları ve orantıları Mısır Piramitleri'nde, Yunan tapınaklarında ve sayısı belirsiz diğer yapılarda bulabilirsiniz, çünkü eskiler bu sabit matematiği çok iyi biliyorlardı. Antik Yunan filozofu Platon, altın oranın, tüm matematiksel ilişkilerin bağlayıcısı ve kozmosun fiziğinde anahtar olduğuna inanıyordu. Bilim adamları 2010 yılının başlarında, altın oranın atomaltı kuantum aleminde de işlediğini saptadıklarını duyurdular. Onların deneyleriyle, atomaltı frekanslarının altın oran matematiği ile rezonans içinde olduğu keşfedilmiş oldu.