ZEHRA YİĞİTER

Filistin'de bulunmuş olan "Ay Tanrısı"nın tapınağında, göğsünde bir hilal olan bir insan heykeli vardı. Diğerleri ise kızlarını tasvir ediyordu. Muhammed'den önceki Tanrı versiyonunda kız evlatlar vardı, ama daha sonra hikayeden silinmişti. İslam da, başka yerlerde kaybolurken, Arabistan'da süren Ay Tanrısı diniydi. Araplara göre Tanrıların en büyüğü olup, ibadet yeri Mekke idi. İslamiyet'ten önceki Araplar, Ay Tanrısına "Al-ilah" veya "Alllah" derlerdi. İslamiyet'teki en kutsal yer, İbrahim tarafından inşa edilmiş olduğu söylenen Kabe'dir.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"Hayatım sana biçtiği rol oturmamışsa üstüne, bırakıp bir köşeye çekilirsin. Ama kendine biçtiğin rol oturmamışsa üstüne, o zaman oynamak zorunda kalırsın. Kendini iyi tanımalısın ki, oynadığın rol iğreti durmasın.
Bizim zamanı algılama ölçülerimize göre yüz binlerce yıl önce, sürüngen ırk dünyaya gelmeden evvel, burada hayat çok farklıydı. İnsanlar kadın ve erkek değil, çift cinsiyetli varlıklardı. Bu genetik yapı ile çeşitli boyutlara geçip etkileşim içinde olabiliyorlardı. Bizim anladığımız anlamda "fiziksel" olmadıkları gibi, çok az yoğun idiler ve "Sonsuz Kaynak" ile temasta kalabiliyorlardı. Bu, bütün dünyada "Altın Çağ" olarak biliniyordu. Bu insanlar, yaratılışın ikiliğindeki yaratıcı gücü temsil ediyorlardı, Sürüngenler de yok edici gücün ifadesiydi. Daha yüksek boyutlarda ve tabii ki her şeyin mümkün olduğu kaynakta, erkek-dişi ikiliği, ışık- karanlık, pozitif-negatif yoktur. Bunlar sadece bölünmüşlük ve ayrılık illüzyonun bir parçasıdır. Dünya çok bereketli bir cennet gibiydi ve farklı bir yörüngesi olduğu için de mevsimler yoktu. Sabit bir iklim ve ısı vardı ve efsanelere göre dünyanın çevresindeki su buharı güneşi puslu gösteriyor ve yüzeyi, aşırı güneş ışığını süzüyordu. Bizim bildiğimiz kavramlar olan ölüm, acı veya hastalık yoktu. İnsan bilinci/ruhu, istediği zaman ya bedeni terk ediyor ve saf bilinç/ruh dansitesine geçiyor ya da varlığını başka bir bedende sürdürüyordu. Biliyorum, bu satırları okuyan birçok kişi için bu imkanları anlayabilmek hiç kolay değil, ama bunun için bir neden var ve bundan daha ilerideki sayfalarda söz edeceğim. Altın Çağ'ın insanları yemek yemez, gıdalarını atmosferdeki enerjiden alırlardı. Aynı şey hayvanlar için de sözkonusuydu. Biliyorum, böylece "vahşinin doğası" sözü de çürütülmüş oluyor. Evet, yanlış okumadınız, aslanlar kuzularla birlikte onları yemeden durabiliyorlardı. "Katı", beş duyuya dayalı, elle tutulabilir nitelikte yemek tüketmeye gerek yoktu. O zaman hayvanların birbirini öldürmesine de gerek kalmıyordu. Korku yoktu,
İncil'de Havva'nın, bir yılan tarafından baştan çıkarıldığı anlatılır. Haggadah denilen eski Yahudi belgesinde, cennetteki sürüngen yılan olarak değil de, deve büyüklüğünde ayakta duran iki ayaklı bir yılan olarak tarif edilir. 1945'te Mısır Nag Hammadi'de bulunan antik belgelerde Adem ile Havva'nın ışıldayan pütürlü derilerinin olduğu anlatılır. Kadim bilgilerinde Havva, "Nefilim"in annesi olarak görülür ve İbranicedeki anlamı, "hayat" ve "yılan" demektir. İncil'de Nefilim ise "insanlaı:ın kızları ile birleşen Tanrıların oğulları" olarak tarif edilir: "O zamanlar dünyada devler vardı, sonra da 'Tanrı'nın oğulları insanların kızlarına geldi, onlara çocuk verdi, onlar da aynı eski insanların güçlü olanları oldular."
BM'in Ekonomik, Sosyal ve Kültür Organizasyonu olan UNESCO'nun bir raporunda 5-8 yaş arasındaki çocuklara genital organlara dokunmanın mastürbasyon olduğu ve kendine dokunduğu zaman bundan zevk alabileceği tavsiye ediliyor.