Cezalandırılanlara merhamet edelim. Ne yazık! Biz kimiz ki? Sizinle konuşan ben kimim ki? Beni dinleyen siz kimsiniz? Doğmadan önce kötü bir şeyler yapmadığımızdan emin miyiz? Dünya ve zindan arasındaki benzerlik göz ardı edilemez. İNSANIN İLAHİ ADALETİN SABIKALISI OLMADIĞINI KİM BİLEBİLİR?
Hayata yakından bakın. Öyle yaratılmıştır ki her yanında cezalandırmanın varlığını hissederiz.
Mutlu musunuz? Tamam o zaman, her gün kederlisiniz demektir. Her günün ya büyük bir hüznü ya da küçük bir endişesi vardır. Dün sevdiğiniz birinin sağlığı için endişeleniyordunuz, bugünse kendi sağlığınız için; yarı para sıkıntısı, öbür gün bir iftiracının yergisi, ondan sonraki bir gün dostunuzun başına musallat olan bir felaket; sonra hava koşulları ardından kırılan ve yok olan bir şeyler, sonrasında vicdanınızın ve omurganızın size sitem ettiği bir keyif, bir başka gün ise toplumsal çalkantılar gelir. Yürek acılarını saymıyoruz. Ve böyle sürüp gidecek. Bir bulut dağılırken diğeri yoğunlaşacak. Yüz günün birinde güneşli bir havada sevinci tadacaksınız. Ve mutluluğun tadını çıkaran azınlığın içindesiniz! Diğerlerine gelince üzerlerinden gecenin karanlığı hiç eksik olmaz.
Düşünen zihinler şu sözleri az kullanırlar; mutlular ve mutsuzlar. HİÇ KUŞKUSUZ BAŞKA BİR DÜNYANN BEKLEME ODASI OLAN BU DÜNYADA MUTLU İNSAN YOKTUR.
İnsanlar aslında aydınlıktakiler ve karanlıktakiler olarak ikiye ayrılır.
Karanlıktakilerin sayısını azaltıp, aydınlıktakilerin sayısını çoğaltmak, işte hedef budur. Bu yüzden 'Bilgi', 'Bilim' diye bağırıyoruz. OKUMAYI ÖĞRENMEK IŞIĞI YAKMAKTIR. Tüm heceler kıvılcımlardır.
Zaten aydınlık demek illa ki sevinç anlamına gelmez. Aydınlıkta da acı çekilir; ateşin fazlası yakar. Alev kanadın düşmanıdır. Uçmaya ara vermeden yanmak dahinin mucizesidir.