"18. yüzyılda ihtiyar bir günahkar, 'Tanrı olmasaydı onu icat etmemiz gerekecekti' diye bir hikmet savurmuş. İnsan gerçekten tanrıyı icat etti. İşin garip, şaşmaya değer yanı, tanrının gerçekten var olması değil, böyle bir fikrin, tanrı ihtiyacı fikrinin, insan gibi vahşi, zararlı yaratığın kafasında yer edebilmesi..."
-İnsan yapısı gereği hem çabuk yozlaşan hem de kitle beğenisine sunulan şeyi sorgulamadan kabullenen bir varlıktır. İngilizcede şöyle bir atasözü var: where there is light, there are also shadows. Buna tâbi olarak iradenin bulunduğu yerde yozlaşımın, toplumun bulunduğu yerde ise toplum coşkusuna bağlı olarak kitlesel kabullenmenin ve metalaşmanın baş göstermesi doğaldır derim. Peki Dostoyevski gerçekten de 'şaşmaya değer' derken haklı mı yoksa biraz acımasız mı davranmış? (ama sizi temin ederim ki, şeffaf bir humanist olmamın bu konuda karşıt fikirde bulunmama sebep olup olamayacağını sorgulamadım değil, and here I am.)