Aslında bana mektup göndermeyeceğini biliyorum. Belki on yıl sonra görürüm onu. Belki de son kez görüyorum. Fakat ondan ayrılıyorum diye üzgün değilim, yeniden yalnızlığıma düşeceğim diye de korkmuyorum.
Geçmişte yaşıyorum. Yaşamış olduğum her şeyi yeniden ele alıp düzenliyorum. Bu uzaklıktan hiçbir zararı dokunmuyor, hatta insanın kendini bırakacağı bile geliyor. Hikâyemizin bütünü oldukça güzel. Ona şöyle bir dokunuyorum ve ortaya kusursuz anlar dizisi çıkıyor. O zaman gözlerimi kapıyor ve hâlâ içinde yaşadığımı hayal etmeye çalışıyorum.
Ona ne söyleyebilirim ki? Yaşamak için herhangi bir neden biliyor muyum? Ben onun gibi umutsuz degilim çünkü beklediğim fazla bir șey yoktu. Ben daha çok... bana verilmiş, hem de bir hiç için verilmiş hayatın karşısında şaşırmış haldeyim.
Ayrıcalıklı durumlar, çok değerli ve az rastlanır bir nitelik taşıyan, daha doğrusu, güzelce ifade edilen durumlardı. Sözgelimi, sekiz yaşındayken kral olmanın ayrıcalıklı bir durum olduğunu düşünüyordum. Ölmenin de. Gülüyorsun ama unutma, ölüm döşeğinde resmedilmiş ya da ölürken yüce laflar söylemiş o kadar çok insan vardi ki, ben... evet ben, can çekişme esnasında insanın kendi varlığının üzerine yükseldiğine inanıyordum safça. Bir ölünün yanında bulunmak bile buna yetiyordu. Ölüm ayrıcalklı bir durum olduğundan, ondan yayılan bir şey orada bulunanların hepsine sirayet ediyordu. Bir çeşit yücelikti bu. Babam öldüğünde, onu son bir kez göreyim diye beni odasına götürdüler. Merdivenden çıkarken hem sonuna kadar umutsuz hem de bir tür dinî sarhoşlukla doluydum çünkü artık ben de aycalıklı bir durumun içine giriyordum.