Balkona çıkıp sisin içinden gelişini selamlayan yüzü seyrettim. Onu göğsümde günlerce saklamak istiyorum. Belki şimdi kahvenin camına yapıştırırım, çıkar giderim parmaklarımın sızısından. Saklarım soğuktan kırılan kirpiklerimi. Kahvemi yapan çocuğa; "Buz mavisi teninde aşktan yaralı birini görürsen cama yapışan sözcükleri ona ver." derim. Ardımdaki türkü "Lambada titreyen alev üşüyor, aşk kağıda yazılmıyor Mihriban." diyor. Mardin kağıda yazılmıyor sevgilim.
Sonuçta her halükarda insanı "yapan", imal eden, var eden, çocukluğudur. Büyümek, yetişkinlik, olgunluk, yaşlılık, ihtiyarlık, hepsi boştur. İnsanın varlığını, içinde en merkezi noktaya yerleşmiş bir çocuk yürütür, yönetir, yönlendirir. İnsan, çocuklukta ortaya çıkar ve ömrü boyunca o ortaya çıkışın sonucuna (getirilerine-götürülerine, bedeline, ceremesine) katlanarak yaşar. Çocukluk, insanın var oluşunun temelidir. Çocuk, insani koşulun merkezidir. Çocuk, insanın babasıdır.