Antonio Tabucchi

Antonio Tabucchi

Yazar
7.1/10
179 Kişi
·
485
Okunma
·
23
Beğeni
·
2.321
Gösterim
Adı:
Antonio Tabucchi
Unvan:
İtalyan Oyun Yazarı, Çevirmeni ve Öğretim Üyesi.
Doğum:
Pisa, 1943
Ölüm:
Lizbon, 2012
Antonio Tabucchi, 23 Eylül 1943’te Pisa’da dünyaya geldi, ama Vecchiano kasabasında anneannesiyle büyükbabasının yanında büyüdü. 1969’da “Portekiz’de Gerçeküstücülük” üzerine bir tezle üniversiteden mezun olduktan sonra, 1970’li yıllarda Pisa'daki Scuola Normale Superiore’de Portekiz dili ve edebiyatı üzerine çalışmalarını sürdürdü ve 1973’te Bologna Üniversitesi’nin Portekiz Dili ve Edebiyatı kürsüsüne öğretim üyesi olarak atandı. Portekizceye ve bu dilin edebiyatına yönelmesindeki en büyük etken, Fernando Pessoa'nın yapıtına olan hayranlığı ve onu ana dilinden okuma arzusu oldu. 1975’de, ilk romanı Piazza d’Italia (Milano: Bompiani) yayımlandı.
Siena Üniversitesi’nde ve New York’taki Bard College, Paris’teki Ecole des Hautes Etudes ve Collège de France gibi seçkin üniversitelerde ders verdi. Kitapları kırktan fazla dile çevrildi. Bazı romanları Roberto Faenza, Alain Courneau, Alain Taner, Fernando Topes gibi ünlü yönetmenlerce beyazperdeye, Giorgio Strehler ve Didier Bezace gibi tanınmış yönetmenlerce sahneye uyarlandı. Halen üyesi olduğu Uluslararası Yazarlar Parlamentosu’nun kurucuları arasında yer aldı. Tabucchi’ye 2007’de Liège Üniversitesi’nce onursal doktor unvanı verildi.
Aldığı Ödüller [değiştir]

Almanya
Leibniz Akademisi’nce verilen Nossack Ödülü
Avusturya
Europaeischer Staatspreis
Fransa
Prix Médicis Etranger
Prix Européen de la Littérature
Prix Méditerranée
İspanya
Hidalgo
Asturias Prensi’nce verilen basın özgürlük ödülü Francisco Cerecedo
İtalya
Pen Kulübü Ödülü
Campiello Ödülü
Viareggio Ödülü
Yunanistan
Aristeion
Türkçede Antonio Tabucchi [değiştir]

Notturno indiano (Palermo: Sellerio, 1984).
Hint Gece Müziği, çev. Münir H. Göle (İstanbul: Afa, 1994).
Il filo dell’orizzonte (Milano: Feltrinelli, 1986).
Ufuk Çizgisi, çev. Münir H. Göle (İstanbul: Afa, 1994).
Requiem (Milano: Feltrinelli, 1992).
Requiem Bir Sanrı, çev. Münir H. Göle (İstanbul: Afa, Ekim 1994).
Sostiene Pereira (Milano: Feltrinelli, 1994).
Pereira İddia Ediyor, çev. Münir H. Göle (İstanbul: Afa, 1997).
La testa perduta di Damasceno Monteiro (Milano: Feltrinelli, 1997).
Damasceno Monteiro’nun Kayıp Başı, çev. Kemal Atakay (İstanbul: Can, 1998).
Si sta facendo sempre più tardi (Milano: Feltrinelli, 2001).
Gittikçe Geç Olmakta, çev. Neyyire Gül Işık (İstanbul: Can, 2002).
Piccoli equivoci senza importanza (Milano: Feltrinelli, 1985).
Önemi Olmayan Küçük Yanlış Anlamalar, çev. Münir H. Göle (İstanbul: Can, 2006).
Tristano muore. Una vita (Milano: Feltrinelli, 2004).
Tristano muore, çev. Semin Sayıt (İstanbul: Can, 2006).
Sogni di sogni (Palermo: Sellerio, 1992).
Düşler Düşü, çev. Semin Sayıt (İstanbul: Can, 2006).
Gli ultimi tre giorni di Fernando Pessoa (Palermo: Sellerio, 1994).
Fernando Pessoa’nın Son Üç Günü, çev. Münir H. Göle (İstanbul: Afa, 1994).
Daha sonra hiçbir şeye inanmaz oldum. Kendime bile. Bugün gereksiz bir paçavra gibi senin başucundayım, hiçbir yere gitmemek üzere topladım bavullarımı ve yüreğim artık boş bir saksıdan ibaret."
"Mən hələ uşaqlıqdan özümü heç vaxt mövcud olmayan dostlarla və tanışlarla əhatə edərək ətrafımda uydurulmuş bir dünya yaratmağa can atmışam."
Antonio Tabucchi
Sayfa 16 - Qanun Nəşriyyatı
... son nəfəsinə qədər öz sarsıntıları və nakam xəyalları ilə razılaşmaq məcburiyyətində qalmış, heç vaxt öz narahat varlığından qaça bilməmişdi.
Antonio Tabucchi
Sayfa 12 - Qanun Nəşriyyatı
- Mən nakam xəyallaram, özüm də bu dünyaya hökm edərəm, çünki hər bir insan arzusunun ömrü bir heçnədir.
Antonio Tabucchi
Sayfa 50 - Qanun Nəşriyyatı
86 syf.
·1 günde·5/10 puan
Yaşam seni bekleyen beyaz kelebeklerle doludur. Ama aslında hepsi birer kurtçuktur.
Can Yayınları' nın kampanyasından aldığım bir kitaptı. Kitabı almam sebebim, hayranı olduğum birkaç yazar ve ozanın düşlerine konuk olmaktı. Tabucchı' nin kaleme aldığı bu kitap, yirmi usta kalemin( ressam, yazar, besteci ve ozan) düşsel düşünü anlatıyor. Özellikle Pessoa, Çehov, Ovidius ve Freud' un düşlerinde gördüğü, yani kendi kişiliklerini bu düşlerin içinde tekrar inşa ettiği bir anlatım aslında. Yani bir nevi "içsel yolculuk"
Kitap elinizde mevcutsa çok rahatlıkla okuyabileceğiniz masalsı bir kitap. Ben kısa bir zaman diliminde okudum. Merak eden okurlar için ideal bir kitap diye düşünüyorum. Meselâ kısa bir yolculukta okuyabilirsiniz️
Keyifi okumalar...
109 syf.
·1 günde·9/10 puan
Antonio Tabucchi, Requiem'i Portekizce saudade'nin, yani tanımlanması olanaksız bir özlemin, asla gerçekleşmeyecek bir geleceğin özleminin diliyle yazmış.

Her şey ıssız bir Lizbon'da geçiyor: sakinlerinin boşalttığı bir kent, belirsiz, belki de olanaksız bir beklentinin boşluğu.

"Requiem sessizlik, bellek, özlem, acı ve geçmiş üzerine bir kitap. Requiem Pessoa'ya sevgi dolu bir veda, yüce bir saygı ifadesi olarak da okunabilir.

Tabucchi, Requiem'le kitaptan kitaba ördüğü düşsel ağa yeni bir labirent eklemiştir.

Requiem, Antonio Tabucchi'den okuduğum üçüncü eseri oldu. Okuma sayısı düşük kalan eserlerden, kesinlikle okunmasını öneririm. 
60 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10 puan
Kasım 1935, Büyük Portekizli şair Pessoa, Lizbon'da Sao Luis dos Franceses hastanesinde ölüm döşeğinde ve zihninde var olan gizemli kişiler onu ölüm döşeğinde ziyaret ediyor. Psikolojik anlamda ayrıntılar da kayboluyorsunuz.

Tabucchi sevgi ve tutkuyla, XX. yüzyılın en büyük şairlerinden birinin ölümünü ve yaşamını anlatıyor. Çok kısa bir kitap kesinlikle tavsiyemdir.
167 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
“Pereira İddia Ediyor” son derece başarılı bir faşizm eleştirisi, ama ondan daha önemlisi çarpıcı, sarsıcı, etkileyici bir “siyasi kayıtsızlık” uyarısı. Belki bu yüzden Pereira ile özdeşleştim okurken ve her satırında “acaba ben olsam şimdi ne yapardım?” dedim. Kendimi yaşlı, umutsuz, yorgun Pereira kadar cesur bulmadığımı incelememe daha başlamadan üzülerek itiraf edeyim ki, Pereira’nın asil duruşundan kendime haksız yere pay çıkartmayayım.

Mekan Portekiz’in başkenti Lizbon. 1938 yılının sıcak mı sıcak Ağustos ayı. Yönetimde Portekizlilerin meşhur, gitmek bilmeyen diktatörü Antonio de Oliveira Salazar var -Salazar 30 yıl boyunca, 1962’ye kadar yönetti Portekiz’i. Avrupa’da diktatörlükten en son kurtulan ülke Portekiz-. Hitler’in çizmeleri tüm Avrupa’da duyuluyor. İspanya’da diktatör Franco Cumhuriyetçilerle 2 yıldır savaşıyor. Portekiz bu iç savaşta tabii ki faşist Franco rejiminin yanında ve askeri destek veriyor. Yahudilere ve diğer azınlıklara tacizler başlamış. İşkenceci gizli polis Cumhuriyetçi gençleri avlıyor. Faşist yönetimlerin olmazsa olmazı sansür mekanizması kurulmuş; ülkedeki tüm gazeteler ya aynı haberleri veriyorlar, ya da sabun köpüğü yazılarla sayfa dolduruyorlar -ne komik değil mi?-.

Kahramanımız Pereira yaşlı, yorgun bir gazeteci. 30 yıl aktif habercilik yaptıktan sonra ikinci sınıf bir gazetenin kültür köşesi editörlüğüne razı olmuş, karısını kaybettiğinden bu yana hayata bağlılığını da kaybetmiş, hep aynı şeyleri yaparak sessizce ölüm saatini bekleyen şişman bir ihtiyar. Devlet sansüründen kaçmak için sağduyunun yeterli olduğuna inanıyor, ona göre kimsenin “yoldaş”ı olmaya gerek yok. Gazetedeki kültür sayfasında direnişle ilgili 19. yüzyıl Fransız öyküleri yayınlayarak üstü kapalı bir muhalefet yapmaya çalışıyor ve bu duruşundan memnun.

Pereira’nın uyanışı, hem doğmamış oğlunun, hem de üstü kapalı yansıtmaya çalıştığı “siyasi vicdan”ının yerine koyduğu genç Monterio Rossi ile tanışması ile başlıyor. Gazetede stajyer olarak işe almak istediği Monterio’nun yazdığı keskin muhalif eleştiriler işine yaramamasına karşın Pereira, yavaş yavaş, zamanın kendisinden taraf olmasını talep ettiğini ve artık özverili siyasi eylemler yapması gerektiğini fark ediyor.

Bu kısacık roman bir çok açıdan etkileyici. Metaforları başarılı kullanmış Tabucchi. Hep aynı kafeye giden, maydanozlu peynirli omlet ve limonata dışında bir şey denemeyen, karısının fotoğrafı ile dertleşen Monterio sayesinde alışkanlıklarına ölesiye bağlı, rahatına düşkün, sessizce ölümünü bekleyen entellektüel kesim ile tanışırız. Monterio’yu işe alma sebebi, bir ön hazırlık olarak, hayattaki yazarların ölüm duyurularını hazırlamaktır -zira hepsi hali hazırda mezardaki kadar sessizdirler-. Sağlığı için zayıflaması gereklidir Pereira’nın; aynı siyasetle ilişkisinde olduğu gibi rejimi ile ilgilenmesi gerektiğini bilir, ama ölümüne neden olabileceğini bilse dahi kaçınmak daha kolay gelir.

Roman son derece akıllı ve çarpıcı bir sonla biter ve biz miskin Pereira’nın yücelişini görürüz.

Tabucchi’nin yazım tarzı çok farklı; Calvino’ya benzetiliyor. Konuşur gibi kurulan kısa cümleler, çabuk çabuk, sanki “unutmadan yazayım” der gibi bağlaçlarla ucuca eklenmiş. Anlatan 3. şahıs cümlelere çoğunlukla “Pereira iddia ediyor” diyerek başlıyor, ifade alıp polis tutanağı yazıyormuş edasında. Artan endişeyi, Pereira’nın saçma ve konuyla bağlantısız cümleleri ile anlıyoruz; bir anda havadan veya diyetinden bahsetmeye başlaması gibi. Bu saçmalık okuyucu olarak bizi hem sevindiriyor, zira Pereira’nın ataletinden uzaklaştığını fark ediyoruz; hem de tedirgin ediyor, çünkü artan riski hissediyoruz.

Tabucchi bir İtalyan yazar ve bu romanı Berlusconi karşıtlarınca görüşlerini desteklemek üzere kullanılmış. Yazarımızın romanında tariflediği ve içten içe hayal ettiği rüyası gerçekleşmiş de diyebiliriz buna…

Bu kısacık çarpıcı romanı ben çok beğendim, okumanızı öneririm. Ataleti yüksek kayıtsızlar grubunun bir üyesi olarak, kayıtsızlığımıza karşı Tabucchi’nin tutkulu uyarısını dikkate almamız gerektiğini düşünüyorum.
90 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Antonio Tabucchi “Ufuk Çizgisi” .. Kitabı üçüncüye ya da dördüncüye okudum, Allahtan daha önce paylaşmamıştım da bahane oldu. Bu çokça okuma halim, yana yakıla kitaba, yazara ya da çağdaş İtalyan edebiyatına olan hayranlığımdan değil, kendi kendime yaptığım hinliğimden Paylaşımı yaptığım gibi, onu kitaplıkta zor ulaşacağım bir yere kaldırmak şart oldu. Evden hızla çıkarken, hazırlıksızsam (yani nadiren) çantaya ince kitap, ne gelirse elime onu atıyor, yolda okumaya başlayınca ayıyorum Neyse, yanımda başka kitap yoksa da okuyorum.. Arka kapak yazısında, gerilim romanı diye geçse de, benim için hiç öyle değil. Hatta gerilim dışında hangi tür deseler, oluru daha fazla. Morg görevlisi Spino karakterinin, kurban üzerinden (bu arada kurban, morga getirilmiş kimsenin arayıp sormadığı bir delikanlı) kendi içsel yolculuğu. Özdeşleştiği kurbanla insan/insan hali kafa sesinden ibaret. Araştırmasını ve rotasını insan/nesne olarak şekilleyen karakter, bazen nesnenin özneleştirilmesiyle geride bile kalıyor, ben seviyorum bu kitabı ve galiba sevme sebebim sessizce çığlık atması. O kadar sakin, öylesine yavaş ki.. Atlamış olmak istemiyorum,romandan ziyade roman prototipi hissi veriyor. Aldığınız keyfin derecesi, ufuk çizgisine göre değişir. Çanta kitabı olarak tavsiye listemde efenim. Sevgim üzerinize olsun
136 syf.
·3 günde·Beğendi·5/10 puan
Öncellikle kitap hakkında biraz bilgi vereyim.
Ama gereken öz bilgi zaten kitabın arka kapağında yer alıyor: "Çağdaş Avrupa edebiyatının en gözde yazarlarından Tabucchi, kitaplarında günümüzün yakıcı sorunlarını ustalıkla irdeliyor.
Kurulduğu günden bu yana öyküye özel bir yer veren Can Yayınları, 30. yıldönümünü öykü ustalarının birbirinden güzel kitaplarıyla karşılıyor. Márquez'den Thomas Mann'a, Munro'dan Tanizaki'ye dünya edebiyatının önde gelen öykü ustalarının kitaplarının yer alacağı bu özel dizimizin ilk kitabı, İtalyan yazar Antonio Tabucchi'nin Zaman Hızla Yaşlanıyor'u.
Kitapta yer alan dokuz öykü, yüzyıl dönümünde Avrupa'da geçiyor. Öykülerin kahramanları, geçmişin hayaletleriyle boğuşan savaş kurbanları, siyasi dönekler, hâlâ Doğu Bloku özlemi çekenler. Kitap boyunca zamanın izini süren Tabucchi, kâh bilgece kâh hüzünlü bir dille kaleme aldığı satırlarla, zamanın nasıl hızla akıp geçtiğini gözler önüne seriyor, dönemin tarihçesini melankolik bir ironiyle yansıtıyor."


Kendimce kitap da anladığım hususlar şunlardır: Çevrim hatası var hele ki ilk öykü de. Sonra, zamandan bahsedip duruyor. Etrafından kaptığı ve kendisinin de yaşadığı olaylardan dolayı kafasının içinde zamanın farklı dilimleri oluşarak. Aynı dilim içerisinde yorumladı. Ve yorumu da hep tarih ile zaman oldu. Tarihte ki savaşlar, savaşlardaki kişiler, kişilerdeki oluşan sorunlar. Ve bunların yanında bide zamanın etkisi rol oynamaktadır. Dönemlerin kişiliksel bozuklukları, siyaset münakaşaları, Zamanın farklı farklı etkileri ve sorunları, yazarın kafası içerisinde bambaşka bir dünya senaryosu oluşturmuş. Ve bu senaryoyu kitaba dönüştürmüş. Ve 9 tane öykü yer alıyor bu kitapta. Kitabın son sayfasında dediği gibi. Kimi öyküler önceden yaşanmış olaylardan ibaret, ama bu ibarette yazarın süzgecinden geçerek öyküye dönüştürülmüş. Ve bazıları da, uyarlanmaktan inşa edilmiş öykülerdir. Kitabı beğendim açıkçası, ama çoğu yerde çevrim hatası vardı. Hele ki ilk öyküsü olan "Çember" adlı metinde baya hata vardı.Elimden geldiğince kendimce düzelttim. Ve çevrim hatası olmasına rağmen, altını çizebileceğim cümleler gene vardı. Mesela, örneğin şu: "Hiçbir yerden, bu duygu hiçbir yerden gelmemişti, gerçek bir anı olmayan, sadece bir anlatının anısı olan ve henüz bir duyguya dönüşemeyip bir heyecan olarak kalmış, hatta aslına bakılırsa heyecan bile değil, sadece küçüklüğünde başkalarının anılarını dinlerken hayalinde yarattığı görüntüler, ama o uzak ve hayali yeri sonradan unutup gitmişti, ki bu onu şaşırttı işte." Bu alıntıyı çok beğendim. Güzel bir nokta belirtiyor bize. Diğer öyküleri de beğendim. Ama en çok "Bulutlar" adlı öyküyü beğendim. Oradaki kızı, sanki benmişim gibi buldum. Ve adamdaki bilgilerin benimkilerle bağdaştığını kavradım. Ben etkileyen ve sarsan bir metindi, açıkçası... Bu öykü de, okuldaki eğitimden ve okuldaki tarih dersinin boşun verdiğini ve gerçek olan tarihin ne kadar acıklı bir sahne olduğunu kazdırıyor aklımıza.

Bir sürü alıntı yakaladım. Çoğunu paylaştım. Azını da yoğunluktan dolayı paylaşamadım.....

Öyküler, kahramanlarıyla güzeldi. Ama metni biraz zayıftı. Hep "adam dedi, kız dedi, o dedi," gibi ifadeler kullanılmıştı. Ya yazar böyle yazmıştı o öykü metinleri ya da çevirim yapan " Nihal Önol" tarafından değişime uğramış.


Bu kitaptaki her şeyi beğendim. Eğer genelleme yaparsam.
Nasılda, günümüzü de yansıtıyor amma....

Ve kitabın başlığından da yola çıkılacağı gibi:" ZAMAN HIZLA YAŞLANIYOR."
58 syf.
·1 günde·6/10 puan
Yarım saatlik keyif adeta. Pessoa okumuş, seven insanlar için; Pessoa karakterlerine birer altyazı, belki birer parantezdi..

Ancak şu da var ki; çok fazla isim (tamam çoğu bu karakterlerin isimleri ama yer,mekan, yemek isimleri vs vs de çok fazla), çok fazla felsefe veya sanat akımı geçiyor... Bunun sonucunda da okumanız bşraz sekteye uğrayabiliyor..
Yine de bu yazarı seviyorsanız yarım saatinizi ayırmanız gerekir.
167 syf.
·10/10 puan
Ya siz, özür dilerim, şey sormak istiyordum, ölüm sizi ilgilendiriyor mu?




İkinci dünya savaşı sonrasında geçen olaylar ve monarşinin yıkılıp yerine Cumhuriyetin ‘in geçtiği ( ki bu bizim tanımını bildiğimiz Cumhuriyet’ten çok uzak bir yönetim şeklidir) Portekiz Avrupa’nın geri kalan ülkeleri arasındadır. Gençlerin ayaklanmaya yüz tutan cesaretleri , muhbirlere karşı gizli direnişler ve sonunda , devlete karşı farkındalıkla yaklaşıldığında güçlenen cesaret ve ‘’Pereira İddia ediyor ‘’ ki hiç biri kolay olmamış.

İlk baktığımızda çekinik bir karakter olan Pereira ‘nın kendini keşfetme hikayesi aslında bu roman. Yeni tanıştığı insanlarla bastırdığı düşüncelerini , gün yüzüne çıkarıp etkin zamanla yoğurma hikayesi. Silkelenme , hayattan beklentisini sorgulama , ne istediğini hissetme ve hissettiği anda da bırakmaya hiç niyetinin olmadığının hikayesi.
Karısını kaybedip dul kalan bir adamın bavulunu hazırlarken hala karısı nefes alabilsin diye bavulunun en üstüne karısının portresini usulca iliştirme , geçmişten kopamazken , şu an geleceğe tutunmada bir anlam bulamayacağını düşünen ama zamanla yanılan ve gelecek gayesini kendi ruhuyla besleyen bir adamın hikayesi.
Kilolu , tıfıl , kalp rahatsızlığı olan , devamlı limonata içen ve envai çeşit omlet tüketen basit bir adam gibi tanıtılan Pereira bu #bildungs romanının yapı taşı.
Nedir Bildungs roman?
Yola devam et !
İste!
Yap! Bir oluşum romanıdır. Bireyin oluşum dönemini ve sonunda ulaştığı ideal durumu baz olan roman çeşididir.

Çoğul ruhlar teorisini içinde barındıran bu romanda - her karakter sanki Pereira ‘ mın iç sesi gibi hissediyorsunuz. Her düşüncenin kapısı sanki Pereira’nın kapısını çalıyor gibi.

Yazar Antonio Tabuechi hayatı boyunca , benim de şu günlerde okuduğum ve sizin de sık sık bu hangi kitap diye sorduğunuz #huzursuzluğunkitabı ‘nın yazarı olan #fernandopessoa ‘ya hayranlık duymuş ve ondan büyük ölçüde etkilenmiştir. Yeni basımı olmadığı için Pdf şeklinde okuduğum bu kitabı isteyenlere mail yolu ile iletebilirim. Mutlu pazarlar Buket Aktaş
Hayriş
Hayriş Fernando Pessoa'nın Son Üç Günü'ü inceledi.
58 syf.
Pessoa severlerin yarım saatini alacak, Pessoa'yı size daha derinden tanıtacak harika bir kitap. Kısacık olmasına rağmen yorucu ama doyuran bir yapıya sahip.
Kesinlikle tavsiye ederim!
109 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Tabucchi'nin bu kitabı yazarın büyük hayranlık ve sevgi duyduğu Pessoa'yla olan düşsel bir buluşmasını anlatıyor.

Pessoa'nın İtalya'da bilinmesinde Tabucchi'nin ve eşinin payı büyük, çevirileri yapanlar onlar. Tabucchi'nin bazı eserlerinde mutlaka Pessoa'nın sözü geçiyor.

Requiem bir anlamda bir vedalaşma kitabı. Belki huzursuzluğu dindirme kitabıdır. Yazarın şu ana dek okuduğum kitaplarını düşündüğümde bu kitapta da temelde aynı izleğin sürdürüldüğünü söyleyebilirim: Tabucchi genel anlamda- okuduğum kitaplarda- kayıp ya da ölmüş, öldürülmüş bir kişinin kimliği peşine düşen karakterleri anlatıyor. Bu kişiler bu arayışları sırasında ne olduğunu yazarın açık seçik anlatmadığı, belki ima ettiği ve gözden kaçabilecek veya kasıtlı olarak muğlak ve açık uçlu bırakılmış sonlara ulaşıyorlar. Belki Tabucchi bu ölülerin ya da kayıpların bir vesile olduğu arayışın sonuca ulaşmasını değil de arayışın kendisinin güzelliği, veya gerçekliğini veya esas meselenin bu arayışın kendisi olduğunu söylemek istiyor: bir ölünün kim olduğunu anlamak isterken kendisinin kim olduğu konusunda sorular soran, veya yola çıkan veya basit bir kimlik arayışı gibi görünen bu yolun kişinin kendisine yönelik bir yola dönüşmesi gibi. Ancak bu söylediklerim bence ima ediliyor. Örneğin Ufuk Çizgisi adlı güzel yapıtında Spino'nun arayışının kendisine yöneldiğini sezebiliyoruz sadece. Requiem'de de bir ölü ve bir kayıp söz konusu. Bu kişi, Tabucchi'nin hayatındaki en önemli insanlardan birisi olan Pessoa'nın ruhu, hayali ya da düşüdür. Kitabın tamamı Tabucchi'nin Pessoa ile yapacağı görüşmeye dek olan süreci işler: Tabucchi ölü ya da diri ya da düş kişilerle karşılaşır, sohbet eder, zaman geçirir ve sürekli Pessoa ile yapacağı görüşmeye ve mekâna doğru yol alır. Kitapta, Tabucchi'nin diğer bazı kitaplarında da karşımıza çıkan karakterler görüyoruz: Tadeus Waclaw örneğin. Tadeus'u henüz okumasam da ilk öyküsüne baktığım için bildiğim Kara Melek kitabında ya da İsabel İçin Bir Mandala kitabında veya Hint Gecesi Müziği kitabında görüyoruz. Bu kitapta da var Tadeus, bir ölü olarak. Aynı şekilde İsabel de bu üç kitapta da sözü edilen bir karakter, İsabel İçin Bir Mandala adlı kitapta ise Tadeus'un aradığı kişinin ta kendisiydi.

Requiem, anlatım tarzı olarak da Düşler Düşü kitab hariç diğer Tabucchi kitaplarındaki üslûbu andırıyor: karmaşık olmayan, ama hemen bitmeyen, virgüllerle uzatılmış bir cümleler silsilesi; diyalogların bir iç konuşma gibi art arda paragraflarda verilmesi ile çok kısa olmayan aralıklarla elde ettiğimiz nefes alma fırsatları. Tabucchi kitaplarında gerçek ya da düş ya da ölü karakterler konuşmayı seviyorlar. Yazarın bu akışkan üslûbu okuma keyfini artırıyor.

Başkalarını ararken bir şey bulamayan, ya da bulsa da bulduğu şey aradığı şeyin ima ettiği şeyden başka olan, ya da aramanın kendisinin bir var olma biçimi olabildiği Tabucchi kitapları bu arayışların mekânı olarak edebiyatı seçiyor. Edebiyat da bir arayış bahanesi, vesilesi. Aramak ama bulamadan aramak, ya da aramaya devam etmek, ve aramanın kendisinin bir yaşama, anlama gayreti olması ve bütün bunlardan alınan keyif, ve bilgi duygusu... Bu anlamda ölülerin ya da kayıpların (o harika Hint Gecesi Müziği kitabındaki gibi) kimliklerini ve nerede yaşadıklarını, başlarına ne gelmiş olabileceğini öğrenmeye çalışan Tabucchi karakterleri bize de aynı şeyi yapmaya ya da bunu yapmakta olduğumuzun farkına varmaya çağırıyor diyebiliriz. O halde; edebiyat, aramaktır diyebiliriz belki de...

İyi okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Antonio Tabucchi
Unvan:
İtalyan Oyun Yazarı, Çevirmeni ve Öğretim Üyesi.
Doğum:
Pisa, 1943
Ölüm:
Lizbon, 2012
Antonio Tabucchi, 23 Eylül 1943’te Pisa’da dünyaya geldi, ama Vecchiano kasabasında anneannesiyle büyükbabasının yanında büyüdü. 1969’da “Portekiz’de Gerçeküstücülük” üzerine bir tezle üniversiteden mezun olduktan sonra, 1970’li yıllarda Pisa'daki Scuola Normale Superiore’de Portekiz dili ve edebiyatı üzerine çalışmalarını sürdürdü ve 1973’te Bologna Üniversitesi’nin Portekiz Dili ve Edebiyatı kürsüsüne öğretim üyesi olarak atandı. Portekizceye ve bu dilin edebiyatına yönelmesindeki en büyük etken, Fernando Pessoa'nın yapıtına olan hayranlığı ve onu ana dilinden okuma arzusu oldu. 1975’de, ilk romanı Piazza d’Italia (Milano: Bompiani) yayımlandı.
Siena Üniversitesi’nde ve New York’taki Bard College, Paris’teki Ecole des Hautes Etudes ve Collège de France gibi seçkin üniversitelerde ders verdi. Kitapları kırktan fazla dile çevrildi. Bazı romanları Roberto Faenza, Alain Courneau, Alain Taner, Fernando Topes gibi ünlü yönetmenlerce beyazperdeye, Giorgio Strehler ve Didier Bezace gibi tanınmış yönetmenlerce sahneye uyarlandı. Halen üyesi olduğu Uluslararası Yazarlar Parlamentosu’nun kurucuları arasında yer aldı. Tabucchi’ye 2007’de Liège Üniversitesi’nce onursal doktor unvanı verildi.
Aldığı Ödüller [değiştir]

Almanya
Leibniz Akademisi’nce verilen Nossack Ödülü
Avusturya
Europaeischer Staatspreis
Fransa
Prix Médicis Etranger
Prix Européen de la Littérature
Prix Méditerranée
İspanya
Hidalgo
Asturias Prensi’nce verilen basın özgürlük ödülü Francisco Cerecedo
İtalya
Pen Kulübü Ödülü
Campiello Ödülü
Viareggio Ödülü
Yunanistan
Aristeion
Türkçede Antonio Tabucchi [değiştir]

Notturno indiano (Palermo: Sellerio, 1984).
Hint Gece Müziği, çev. Münir H. Göle (İstanbul: Afa, 1994).
Il filo dell’orizzonte (Milano: Feltrinelli, 1986).
Ufuk Çizgisi, çev. Münir H. Göle (İstanbul: Afa, 1994).
Requiem (Milano: Feltrinelli, 1992).
Requiem Bir Sanrı, çev. Münir H. Göle (İstanbul: Afa, Ekim 1994).
Sostiene Pereira (Milano: Feltrinelli, 1994).
Pereira İddia Ediyor, çev. Münir H. Göle (İstanbul: Afa, 1997).
La testa perduta di Damasceno Monteiro (Milano: Feltrinelli, 1997).
Damasceno Monteiro’nun Kayıp Başı, çev. Kemal Atakay (İstanbul: Can, 1998).
Si sta facendo sempre più tardi (Milano: Feltrinelli, 2001).
Gittikçe Geç Olmakta, çev. Neyyire Gül Işık (İstanbul: Can, 2002).
Piccoli equivoci senza importanza (Milano: Feltrinelli, 1985).
Önemi Olmayan Küçük Yanlış Anlamalar, çev. Münir H. Göle (İstanbul: Can, 2006).
Tristano muore. Una vita (Milano: Feltrinelli, 2004).
Tristano muore, çev. Semin Sayıt (İstanbul: Can, 2006).
Sogni di sogni (Palermo: Sellerio, 1992).
Düşler Düşü, çev. Semin Sayıt (İstanbul: Can, 2006).
Gli ultimi tre giorni di Fernando Pessoa (Palermo: Sellerio, 1994).
Fernando Pessoa’nın Son Üç Günü, çev. Münir H. Göle (İstanbul: Afa, 1994).

Yazar istatistikleri

  • 23 okur beğendi.
  • 485 okur okudu.
  • 11 okur okuyor.
  • 313 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.