şimdi kaçıyorsun benden, soğuyayım istiyorsun, soğuyup da gebereyim. kafamın içindeki tenhalığı, halimdeki yalnızlığı, karaciğerimdeki hastalığı, canımdaki kudretsizliği, sinirlerimdeki derin derin uyku ihtiyacını bahane edebilir, sana da giderayak lanet şarkıları yazmaya çalışırım.
kendimi yollara adadım,
şiirlerimi de...
bir şiirimde,
'yollar, yakut uzaklıklardır', demiştim;
'yürüdüm dile gelmekle gelmemek arası bildiğim yerde...' demiştim, bir başka şiirimde ...
'giden ben değilim, yoldur...'
dizesi de benimdir;
'yollarsa her zaman biraz küskündür,
yokuşlarda ve inişlerde...'
dizesi de...
ve başka dizeler:
'ben hep yollar düşledim,
derin yollarda yürürken...'
söz vermiştim kendi kendime: yazı bile yazmayacaktım. yazı yazmak da, bir hırstan başka neydi? burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim. hırs, hiddet neme gerekti? yapamadım. koştum tütüncüye, kalem kağıt aldım. oturdum. Ada'nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. yazmasam deli olacaktım.