Duruma bakılırsa okullar aslında henüz yenisini kuramadığımız eski yapılardır. Ancak maalesef yenisini kuramadığımız için okuldan da vazgeçmenin maliyeti yüksek görünüyor. İçinden geçtiğimiz dönem ne okulla ne de okulsuz yapabildiğimiz bir çağa karşılık geliyor. Ancak yeni gelişmelerle her geçen zaman okulun aleyhine işlemeye devam ediyor. Zorunlu eğitim sürelerinin artmasına rağmen insanlar öğrenmek için okul dışı kaynaklara daha çok ihtiyaç duyuyorlar. Kullanım sayısı hızla artan açık ve uzaktan eğitim sistemleri, okul dışı kurslar, özel derslerin sayısı sadece ülkemizde değil, dünyanın pek çok ülkesinde hızla artıyor. İnsanlar her zaman okulla değil, bazen de okula rağmen öğrenmeye devam etmeye çalışıyorlar.
Konfüçyüs öğretisini anlamadan Uzak Doğu ülkelerinin uluslararası sınavlardaki başarısının nedenlerini anlamak zordur. Benzer şekilde Batı kültürüne yön veren metinleri anlamadan da Finlandiya gibi herhangi bir Batı ülkesinin eğitim sistemini değerlendirmek zordur.
Birleşmiş Milletler İnsani Gelişmişlik Raporu'na göre, ülkemizde bir bölümü anne babalardan oluşan yetişkinlerin eğitim yılı ortalaması 8,1 yıldır. Uruguay 8,9, İran 10,3, Bul-garistan 11,4, en yüksek ülke Almanya 14,2 eğitim yılı ortalamalarına sahip (UNDP, 2020). Bu durum öğrencinin başarısında en önemli faktörlerden biri olan anne-baba eğitim düzeyi bakımından oldukça düşük olduğumuzu gösteriyor. Buradan ülke olarak çıkaracağımız sonuç; başarılı olmak için anne babaların eğitim yılı ortalaması yüksek olan ülkelerde en önemli eğitim kademesi okul öncesi iken bizde yetişkin eğitimi olması gerektiğidir.
Bugün iletişim araçlarıyla dünyanın her tarafındaki insanların daha çok farkına vararak kendimizi onlarla kıyaslamak durumunda kaldık. Bu durum bizi o kadar da mutlu etmedi. Herkesten başarılı olmak gibi yeni bir çıtamız var artık. Üstelik dün fakirsek bizden kaynaklanmıyordu. Kendimizi en fazla talihsiz bir insan olarak görebilirdik ama bugün başarısızsak tutunamamış, kaybetmiş bir insanız. Üstelik bütün bu durumun da sorumlusu biziz. Kötü değil mi? Üstelik neyi hedefliyorsak o konuda dünyadaki en başarılı birkaç insandan biri de değiliz. Başarı dediğimiz onların yürüdüğü yoldaki izlerin üstüne basarak ilerlemek mi? Ya kendi hayatımızı yaşamıyorsak değer mi; bu ben miyim, doğru şeyin peşinden gidiyor muyum? Ya hedefin değil, başarının peşindeysem anlamlı bir hayat yaşıyor muyum? Ya hedefime ulaştığımda da mutsuz olursam?