Esir Şehir üçlemesinin ilki olan kitapta Avrupadan eşiyle İstanbul’a dönen Kamil Bey’in savaş yıllarında karşılaştığı ekonomik güçlükleri izleriz önce. Kamil Bey ülkenin içinde olduğu işgal durumundan hiç de hoşnut değildir fakat bir asilzade olduğundan böylesi zor bir durumda ne yapmak lazım geldiğini bilememektedir. Liseden sınıf arkadaşlarının işgale karşı örgütlenip Mustafa Kemal’e be Anadolu’ya yardım ettiklerini öğrendiğinde kendini bir gazeteci olarak buluverir. Yaşadığı bu dönüşüm ve iç hesaplaşmalar romanda çok ustaca verilmiş. Gözaltına alınışıyla devam eden süreçte bir yandan işgalle birlikte zengin olan sözde Osmanlı aydınlarını okurken diğer yandan milli mücadelenin perde arkasını görüyorsunuz. Üçlemenin ilk kitabı bir girizgah gibi. Kemal Tahir tam bir gözlem ustası. İkinci kitap için açıklamaları daha sonraya atıyorum. Tarihe ilginiz varsa bir an önce başlayın derim. İyi okumalar...
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Üşüyünce ağlıyorsun yalnızım dememek için
Uçaklar gemiler trenler çiziyorsun duvarlara
Kendine bir deniz bul artık bir de rüzgâr
Parçalanacağın bir uçurum bul bu dünyada
Tek tutkun o kenti bırakıp gelmek olmalı
Ve gelirken havaya uçurmak bindiğin otobüsü
Birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor
Tam da çiçeklerin sulanmadığı yerde
Konuşacak bir şeyler bulamıyorsak günboyu
Derim ki ayrılık gündemdedir ne yapılsa
Ve sen bütün ayraçları kaldırdığını sanmıştın
Ama unutmuşsun yine de ayrılık ayracını
“Bir hatıradır şimdi dalgın uyuyan şehir
Solarken albümlerde çocuklar ve askerler
Yüzün bir kır çeçeği gibi usulca söner
Uyku ve unutkanlık gittikçe derinleşir
Yan yana uzanırdık ve ıslaktı çimenler
Ne kadar güzeldin sen! nasıl eşsiz bir yazdı!
Bunu anlattılar hep, yani yiten bir aşkı
Geçerek bu dünyadan bütün ölü şairler”
Okuduğumuz kitaplar bizi yansıtır mı? Bence asıl okumadıklarımız bizi yansıtır. Ya da izlemediğimiz filmler ya da tutmadığımız partiler. Biz ne olduğumuzu tam olarak bilemeyiz belki ama ne olmadığımızı net olarak gösteririz. Şiir biraz da olsa olmak istediğimiz yerdir aslında. Şairlerse birer köprüden başka bir şey değil aslında ya da roman. Tutunamayanlar değil tutamak bulamayanlarız belki de.
“Çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüm
Bir çiçeğe tutundum düşerken, ordayım hâlâ”