Dörtnala gelip Uzak Asya‘dan
Akdeniz‘e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket, bizim.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benziyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu!
bu dâvet bizim…
Yaşamak! Bir ağaç gibi tek ve hür.
Ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim…
-Bizim İstiklal Marşı'nda aksıyan bir taraf var,
bilmem ki, nasıl anlatsam,
Akif, inanmış adam,
fakat onun, ben,
inandıklannın hepsine inanmıyorum.
Mesela, bakın:
"Gelecektir sana vaadettiği günler Hakkın."
Hayır,
gelecek günler için
gökten ayet inmedi bize.
Onu biz, kendimiz
vaadettik kendimize.
Bir şarkı istiyorum
zaferden sonrasına dair.
"Kim bilir belki yarın..."
Yedinci, Mehmet oğlu Osman'dı.
Çanakkale'de, İnönü'nde, Sakarya'da yaralandı
ve gözünü kırpmadan
daha bir hayli yara alabilir,
yine de dimdik ayakta kalabilir.
Sekizinci,
İbrahim,
korkmayacaktı bu kadar
bembeyaz dişleri böyle tıkırdayıp
birbirine böyle vurmasalar.
Ve İzmirli Ali Onbaşı biliyordu ki:
tavşan korktuğu için kaçmaz
Kaçtığı için korkar.
Figür Aziz Andreas. Kendisi çarmıha gerilerek öldürülmüştür. Ancak İsa'nın sembolünün önüne geçmek istemediği için çarmıha dik bağlanmak istemez. Bu yüzden yan bağlayarak öldürürler onu. Bu sembole günümüzde St. Andrew Cross yani Aziz Andreas Çarmıhı denmekte ve İskoçya'nın bayrağındaki çapraz çarmıh da buradan gelmektedir.