Hani bazen durup dururken ansızın bir sevinç sarar ya içimizi; derinden çok derinden bir an için de olsa yaşadığımıza memnun olur, yarına umutla bakarız ya! O an bize bütün kötülükleri, acıları unutturuverir. Kendimizi bir çocuk kadar kaygılardan uzak hissederiz. İşte sen o ansın benim için.
Duyamıyorum, senin sesin nerde hani?
Yoksa, sen de mi beni koyup gittin? Her şey sensizlikten mi geliyor yalnız? Yok! Yok! Sen gitmiş olamazsın. Bütün bu kederler senin eserin olamaz. Sen de yoksan, var olan ne?
Sen geldin, değişti havası dünyanın, bulutların şekli değişti, denizlerin rengi değişti, kokusu değişti çiçeklerin. Sen geldin, en güzeli ben değiştim, anlıyor musun?
Meğer çaresizliklerin en korkuncu, çaresizlikleri olduğu gibi kabullenmekmiş! Bütün yolların çıkar yol olmadığını öğrenmekmiş! Sevmek unuttuğumuz bir şarkıdır şimdi ve inanmak bir uzak hatıra oldu. Hepimiz asılmış birer insanız boşlukta. Bir an gelecek, kendi ağırlığımız öldürecek bizi. Suçumuz ne? Onu bile bir söyleyen çıkmayacak. Son anımızda bütün inançlarımızın boş olduğunu anlayacak; inanarak yaşadığımız bir dünyayı inanmamış olarak bırakıp gideceğiz. Kim bilir ne zaman ve kim bilir nereye?